Otomasyonla Haftada 4 İş Günü İçin Bir Teklif

491

Otomasyonla Haftada 4 İş Günü İçin Bir Teklif

Eğer robotlar gerçekten işlerimizi elimizden alıyorsa, hepimizin daha az çalışması gerekmez mi?
İşte tam da bu mantıktan doğan bir hareket Birleşik Krallık’ta ivme kazanıyor.

Perşembe günü, İşçi Partisinin Muhalefet Bakanı (partinin asıl iktisadi sözcüsü) ve Britanya’nın ileri gelen terakkiperverlerinden olan John McDonnell tarafından desteklenen tasarı, 2025’e kadar haftada dört iş gününe geçiş çağrısı yaptı. Tasarının başlığının açıkça ifade ettiği gibi, bu “hem radikal hem de pratik”.

Rapor, Autonomy (işi yeniden düşünen bir beyin yakımı) ve 4-Day Week, adı gibi haftada dört iş gününü hedefleyen iki kurum tarafından hazırlandı. Mesai günlerini azaltmanın tasarıda belirtildiği gibi birçok geçerli sebebi olsa da – ruh sağlığı faydaları, yaşam kalitesinin artışı, hatta, bazı durumlarda, verimliliğin gelişimi gibi – otomasyon tasarının dikkat çekici yanı olarak karşımıza çıkıyor.

Bir röportajda raporun editörü, 4-Day Week’in kurucusu ve New Academics Foundation’da araştırmacı olan Aidan Harper bana “Otomasyonu verimliliği artıran bir şey olarak kabul etmeli ve bunun ekonomi için iyi bir şey olduğunu görmeliyiz,” dedi. “Şöyle ki otomasyon süreci eşit bir şekilde paylaşılmalı ve bu mesai saatlerini azaltmak üzere yapılmalı. Makinalar bizi işten özgürleştirmeliler, gittikçe artan eşitsizliğe maruz bırakmamalılar.”

Bu gerçekten oldukça isabetli bir nokta gibi gözüküyor– fakat neden mevcut politik iklimde sarsıcı bir etki yaratıyor? Beyin takımlarından, ekonomik organizasyonlardan ve IMF’ten gelen sayısız raporların nasıl otomasyonun rutin görevleri yok ettiği, temel işleri lüzumsuzlaştırdığı ve işin geleceğini değiştirdiğini ileri sürmesi fakat bunların yanında hiçbir raporun sonuç olarak işçilerin faydalandığından bahsetmemesi ilginç değil mi? Bir zamanlar, hatırlıyorum – çok da uzun zaman önce değil – otomasyonun bizi angaryadan ve uzun mesai saatlerinden kurtaracak ütopik bir güç olacağı düşünülüyordu.

Bu ruh bugün işletme danışmanlığı literatüründe çoğunlukla şirketindeki otomasyon araçlarını satma ve kullanma konusunda kurnaz davranmak isteyen yöneticileri rahatlatmak için içi boş basma kalıp sözlerde karşımıza çıkıyor.

Birçok ana akım çalışma ve haber geleceği öngören bir bakışla, robotlar işlerimizi elimizden almaya geliyorlar diyor, çünkü bu zamana kadar anlatıya otomasyonu üreten ve ondan faydalanan sınıf tarafından yönetildi ya da ona tepki olarak doğdu. The Shorter Working Week (Daha Kısa Çalışma Haftası) raporu bu gerginliği tarif ediyor: Bu yeni teknolojiler hem bir vaat hem de bir tehditler. Mesailerin kısaltılması bağlamında, otomasyon çalışma saatlerini azaltmayı dolayısıyla bireylerin otonom zamanlarının en üst düzeye çıkmasını vaat ediyor. Bununla birlikte, otomasyon ve özgürlük arasındaki bu bağ yeterli devlet müdahalesi ve politik mücadele olmadan yürütülmez ve yürütülemez. Geçtiğimiz yüzyıl bize otomasyon teknolojilerinin işverenler tarafından çoğunlukla kârı ve arta kalan zamanı işçilerle paylaşmadan, verimliliği en üst düzeye çıkarmak için kullanıldığını gösterdi. Bu yaklaşım otomasyon ve boş zaman arasındaki bağlantı yapılandırılmadığı müddetçe devam edecek. Ve aslında bu bağlantının zorlanması için iyi bir ihtimal var. “Çok fazla sürtünme yaratıyor,” diyor Harper. “Kampanyanın amacı ve özü mesai saatinin istersek değiştirebileceğimiz bir şey olduğu fikrini siyasallaştırmak. Ortak aklımızda mesai saatini azaltma fikrini doğurmak.” Bu zamana kadar otomasyonu yaklaşan bir fırtına olarak görüp, işgalci uzuvlarına karşı savunmada oynayan Amerika Birleşik Devletleri’nin aksine, Birleşik Krallık’ın çeşitli bölgelerinde otomasyonun kârını paylaşmak için mücadele etmeye niyetli, sahici bir ilgi toplandı.

Çalışma haftasını kısaltmak zaten Britanya politikasında bir tartışma konusu ve birçok politikacı, ekonomist ve yazar bu raporu tasdik etti. Bahsedilen rapor atılabilecek pratik adımları içeriyor – kamusal sektörde kısaltılmış çalışma haftasının norm olması için ilk adımların atılması gibi – ve mesai üzerine halihazırda var olan kavram hatalarını ortaya çıkarıyor.

Verimlilik ve uzun çalışma saatleri arasında hiçbir korelasyonun olmadığınıgösteren çalışmaları alıntılıyor – şirketler ve ülkeler arasındaki karşılaştırmalar bunu gösteriyor. “Almanya daha verimli fakat ortalama çalışma saatleri Birleşik Krallık’tan daha kısa,” diye belirtiyor.

Beklenildiği üzere, itirazlar genellikle yöneticiler, işletme topluluğu ve onların muhafazakâr müttefiklerinden geliyor. “Eğer buna tarihsel bir açıdan bakarsak,” diyor Harper “her şey açıkça ortada. Ben yaklaşık yüzyıl öncesinden, bir yazarın çalışma haftasının 6 günden 5 güne azaltılması fikrine saldırdığı bir fikir editoryel buldum ve resmen bugün işverenlerin 4 iş günüyle ilgili itirazlarıyla aynı şeyleri söylüyor.”

Her şey bir yana, bu çalışma, eğer tartışma danışmanlar ve yöneticiler tarafından dikte edilmeseydi otomasyona nasıl yaklaşırdık meselesine kontrolü, gücü ve en önemlisi zamanı işçilere iade ederek güçlü bir alternatif bakış sunan etkileyici bir belge.

“Otomasyon iyi bir şey olmalı,” diyor Harper, “ama gel gör ki içinde bulunduğumuz yapı, çevremizdeki sosyal ve politik sistem otomasyonun bir vaatten çok tehdit olarak gözükmesine sebep oluyor.”

 

Yazan: Brian Merchant
Çeviren: İşin Geleceği
Yazının Orijinal Linki için;
https://www.gizmodo.com.au/2019/02/the-case-for-an-automation-powered-4-day-work-week/

İş’in Geleceği’nde yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.