Neden Artık Anne Babanız Sizi Anlayamaz?

217

Frederic Laloux’ın kendi kitabı Reinventing Organizations’ta (Çev. Kurumların Yeniden Yapılandırılması) gayet ikna edici biçimde de anlattığı üzere, şuur seviyemiz dünyada gerçekleşen her olayla birlikte her nesil değişime uğrar. Şuur seviyemizi değiştiren yalnızca bir etken yok, bir hayli var. Ayrıca yazar, ne zaman bir seviye yükselsek, kurumlarımızı yönetim biçimlerimiz de değişime uğradığını belirtiyor.

Ben X kuşağıyım.  Baby Boomers kuşağı tarafından büyütüldüm. Onlar için oldukça işe yarayan bir formülü (İyi okulun olsun, iyi işin olsun, oradan da emekli olursun) takip ediyorlardı.  Araştırmaya göre bu kuşağın çoğu bu formülü takip etmeyi başarmış ve en azından istikrar ve finansal özgürlük bakımından başarıya ulaşmıştır. 

O yüzden bizlere de aynı ilkeleri öğretmeleri gayet doğaldı. Bildikleri tek formül buydu ne de olsa.

X kuşağı bu formülle iş hayatına geldiklerinde  -en azından bazılarımızın- kafalarında farklı sorular uçuşuyordu. Baby Boomers kuşağının yaptığını aynen yapıp aynı şirketten 25-30 yıl sonra emekliye ayrılan bir sürü arkadaşım bulunuyor. Kimisinin kariyer süreci boyunca yalnızca bir, kimisinin 2-3 işi oldu. İşlerini iyi de yaptılar. Benim gibi bazıları içinse bu çok farklı bir yolculuktu ve hala da öyle. 

Eski formülü takip edemeyenlerimizin çeşitli sebepleri vardı:

1. Amacımızın ne olduğunu erkenden sorgulamak ve mesleklere maaştan fazlası olarak bakmak.

2. Çatışan beklentileri ve hayati öncelikleri fark edince şaşırmak.

  • İş ve kişisel hayat ayrı tutulmalıdır.
  • Herkes ailenin önce geldiği söyler ama işte açıkça gösterilir ki önce gelen iştir.
  • Geniş tecrübelerinizden dolayı işe alınsanız da, size mikro yönetim uygulamışlardır.
  • Kişisel hayatınızda asla geri getiremeyeceğiniz birçok anı kaçırıp 50-60 saat az ya da sıfır esneklikle çalışmanız gerekliydi.

3. Formülü adım adım takip edip her şeyi doğru yapmak, yine de bizim hatamız olmaksızın kendimizi kapı dışarı edilmiş bulmak. 

4.Her tür kuruluşa olan güveni kaybetmek.

  • Birçok şirket doğru ölçeğe getirmek için kitlesel işten çıkarmalar yapmaya başladı.
  • Bazıları ahlakdışı uygulamalarla çöktü.
  • İş arayıp eve ekmek götürecek kadar ödeyen iş bulamamak. 

X kuşağı bu sıkıntılarla pençeleşirken yeni kuşak izliyordu. Anne babalarının bir sürü finansal sorunla mücadele ettiğini, iş yerinde istikrar diye bir şey olmadığını görmüşlerdi, çoğu kuruluşa güven olmayacağını biliyorlardı. 

Sonra da neden gençlerin, kuruluşların kötü tutumlarına katlanmaya hiç de yanaşmadıklarını merak eder dururuz, ya da neden kendilerine sadakat göstermeyen kuruluşlara sadık olmadıklarını. Her dakika kendilerini kapı dışarı edebilecek birilerinin emir kulu olmaktansa kendi patronları olmaya heveslilerdi. Bizden bu kadar farklı olmaları niçin bizi böylesine şaşkına çeviriyor ki? Nasıl onları suçlayıp onlara “salahiyetli”, doğuştan yetkili diyebiliriz ki? Eminim ki anne babaları tarafından yapabileceklerine inandırılarak şımartılan ve tüm imkânlara sahip olanlar vardır ama çoğunluk öyle değil, en azından benim gördüklerim ve araştırmanın gösterdikleri öyle demiyor. 

Onların istedikleri şey önemsedikleri şeyleri yapacak zaman buldukları dengeli bir hayat:

1. Anne babaları çok şey kaçırdıklarından çocuklarının yanında olmak istiyorlar.

2. Bitmiş işi teslim ettikçe işlerini herhangi bir zaman veya uzamda yapmakta esnek olmak istiyorlar (Tabi pilotluk gibi bir yerde bulunman gerektiği işler var. Fakat kalan çoğunda insanlar diğerlerine güvenmediklerinden bulunmaları isteniyor.)

3. Meslekte bir anlam bulmak istiyorlar. Mesleğin günlük hayatımızda zamanımızın büyük kısmını aldığını biliyorlar; öyleyse neden ekmek teknenizde anlam da bulmayasınız ki? İşte geçirdiğin 40-60 saatini nasıl sevmez, hatta ondan nefret edebilirsiniz? Ben de bunu hiç anlamadım. Araştırmalar yine işinde anlam bulanların daha mutlu ve daha üretken olduklarını gösteriyor. 

4. Kimin için çalıştıklarını, kimden alım kime yatırım yaptıklarını önemsiyorlar.  Seçimleriyle dünyada iyi şeyler yapan kurumları destekleyebileceklerini biliyorlar.

Tüm bunların yaptığıysa çalışma şeklimizi tamamıyla değiştirmektir. Bu değişimlerin en başında, bunlar için daima bir etiketleri olan anne babaların, geçmiş kuşaklardan akrabaların kuşkuculuğuyla baş etmemiz gerekiyor.  Benimki de dâhil, yeni kuşaklara karşı çok fazla yargı bulunuyor: tembel, deli, tuhaf, yanlış. Çok donanımlı olmayıp, değişimi takip etmedikçe ve yeni kuşakların yaşadıklarını dinlemekle ilgilenmedikçe, eski kuşaklar açıkça hayatımızı anlamıyorlar. Şimdiye dek işin ne kadar değiştiğini ve hatta gelecek on yılda nasıl daha da hızlı değişeceğini de.

Diğer kuşaklardan çoğu akrabalarımız:

  • İnsanların kendilerininki gibi uzun süren bir “işleri” olmayışının,
  • Diğer kuşaklardan daha çok iş değiştirmelerinin,
  • Rekor sayılarda kendi başlarına iş yapmalarının,
  • Finansal olarak sıkıntı çekmelerinin sebeplerini anlamıyorlar. 

Böyle bir zamanda yaşıyoruz. 

X kuşağı için kendi değerleriyle örtüşen bir yerde çalışmak zor, çok zor oldu. Kurumlar çalışanları için büyük kesimde iyi şeyler yapmadı. Kar ençoklama ve hisse senedi değeri başarılı sayılmak için en önemli kıstaslar olduğundan,  bunları başarabilmek için çalışanları pahasına mümkün olan her şeyi yaptılar. Bugün çoğu kurumun iyi yetenekleri cezbedip onları elinden kaçırmamaya çalışmalarını gördükçe, son 50-150 yıldır çalışanlarını umursamadan yaptıkları tüm şeylerin ceremesini ödüyorlarmış gibi görünüyor. 

Bütün kurumların, özellikle de Y ve Z kuşağı başta olmak üzere insanların güvenini geri kazanmaları epey uzun zaman alacaktır.

Bu yüzden hayatlarınızı anlamalarını istiyorsanız anne babalarınızla da akrabalarınızla da konuşmaya devam edin. Anlamazlarsa da canınızı sıkmayın. Anlamalarını sağlamak kolay değil. Günümüz şartlarına dayanarak bizim için, toplumlarımız için ve dünya için doğru olanı yapmaya devam etmeliyiz.  Bunlar çok farklı zamanlar.  Son zamanlarda okuduğum bir şeyle hemfikirim: (ne yazık ki kaynağı almadım) “Çocuklarınıza artık rehberlik edemezsiniz, bu yeni dünyayı tanımıyorsunuz ki.” Kararlarında onlara güvenin.  Çok farklı bir dünyada büyüdüler, işin nasıl görünmesi gerektiğine dair kalıp yargıları yok ve kesinlikle yeni iş yöntemleri yaratacaklar.

Yazan: Özlem Erol
Çevirmen: Harun Sadi Sincanlı
Kaynak

Harun Sadi Sincanlı, 2000 Elazığ doğumlu. Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi İngilizce Mütercim-Tercümanlık 2. Sınıf öğrencisi. 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.