Çalışan mı yoksa mahkum musunuz?

302

 

Tuvalete gitmem gerekiyordu yoksa altıma kaçıracaktım ama toplantıda sıkışıp kalmıştım.

Hem ya patrona rastlarsam? Acaba o da yan kabinde mi olacak?

Bütün o tuhaf, utanç verici seslerin ardından hangimiz önce çıkacak diye bekleyecek miyiz?

Toplantıdan koşarak çıktım, merdivenleri aştım, sokağın karşısına koştum. New York Halk Kütüphanesi. Üç kat aşağısı.

Kısa bir süreliğine de olsa, tek başınaydım. Özgürdüm. Bu benim mutluluğumdu.

Ben bir çalışandım. İnsan ehlileştirme programının bir mahkûmu.

—-

İlk büyük işimdeki patronum, “Senin hiç gurunun yok mu?” dedi.

Bir sonraki ise: “Sen şimdi buradaki herkese müşteriye eksik malzeme gönderip, herkesin emeğini mahvettiğini mi söylüyorsun?” diye bağırdı.

Sonraki iş, bir sonraki ve bir sonraki.

Patronlar kendi işlerini göremezler. Bağırmayı severler. Mahkûmlarını küçük düşürmeyi severler.

Bende girişimci kumaşı yoktu. İlk iki sefer denedim, başaramadım.

Ama Kendime engel olamadım. Açıkçası, patronumla yan yana tuvalete girmeyi hiç istemiyordum.

Dolayısıyla daha fazla paraya ihtiyacım vardı. 

—-

Hapis paranızı almakta,

Tabi gelirimin tamamını almadığımın farkındayım, %40 kadarı vergilere gitmekte,

Yanlış! Aslında çok daha fazla.

GERÇEK MAAŞINIZ çalıştığınız yere kattığınız değerle alakalıdır.

İşte paranın aslında nereye gittiği:

 

1) PATRONLAR

Belli bir yüzdesi patronuna gidiyor. Senin de bildiğin gibi ona da ödeme yapılmalı. Sence ona kim ödeme yapmakta? Sen.

Bir kısmı da patronun patronuna gidiyor, artık hiyerarşi ne kadar uzuyorsa.

Kattıkları tek şey seni yönetmek. Bütün değeri üreten sensin.

Bunun ne olduğunu biliyorum, patronluk yaptım, şirket yönettim, çalışan da oldum.

Patron olarak “işim” çalışanları olabildiğince çok çalıştırıp onlara olabildiğince az ödeme yapmaktı.

 

2) HİSSEDARLAR

“Maaş”ınızın bir kısmı ise, siz daha farkına varmadan şirketin hissedarlarına gidiyor.

 

3) TEDARİKÇİLER

Birazı da firmanızın tedarikçilerine gidiyor.

Aynı şirketinizin size sağladığı, belki de hiç kullanmayacağınız sigorta “avantaj”ları gibi (eğer ihtiyaç duyacak gibi olursanız da avantajlar ihtiyacınız kalmayana kadar artacaktır. Sigorta böyle işler).

 

4) “80”

Ayrıca belli bir yüzdesi de kendi sıkletini çekemeyen çalışanlara gidiyor.

Burası ÇOK önemli.

80/20 kuralı.

Çalışanların %20’si değerin %80’ini sağlarlar.

Yani bu yüzde 20 içinde iseniz kalan yüzde 80’e siz maaş ödüyorsunuz demektir.

Güle güle paracıklar.

 

5) SON olarak kendi kabininizin, ofis malzemelerinizin, masanızdaki bilgisayarınızın, telefonunuzun ve benzeri şeylerin bedelini ödüyorsunuz.

Eğer siz çalışıp bunlara harcanacak parayı kazanmasaydınız bunlar var olamazdı. Yani bu ekipmanlar doğrudan maaşınızdan çıkıyor.

—-

Ben bu yukarıdakilere “Çizgi Üstü” maaşınız diyorum.

Bu ne demek onu anlamaya çalışalım.

Maaşınız + ofisiniz + patronlarınız + “%80” + tedarikçilerin payları + hissedarlarınız = Çizgi Üstü maaşınız.

Şimdi siz, “Ama şirketim bu maaşı kazanacak imkanı sağlıyor.” diyebilirsiniz.

Ancak çoğu şirket fazla israf eder ve bu israfı doğrudan maaşınızdan çıkarır.

Öte yandan “Çizgi Altı” maaşınız var. 

Gerçekten ne kadar kazandığınızı görmek için maaşınızı aşağıdaki miktarlardan çıkarın.

 

  1. A) DEVLET VERGİLERİ

% 40’ı Federal ve Eyalet vergilerine gidiyor.

Bu, hizmetlerinizin şirket düzeyinde vergilendirilmesinden sonra gerçekleşir, şimdi kişisel düzeyde bir %40 daha vergilendirileceksiniz.

Bunu SADECE bordrolu çalışanlar ödemekte. Başkası değil.

Şimdi “Neden bunu kongrede değiştirmiyoruz?” diyebilirsiniz.

Tamam, İyi şanslar!

Kongrenin 271 üyesi milyonerlerden oluşmakta. Bunu da iş sahibi olup, çalışan olmamaya borçlular.

Eğer normal bir kurumsal maaşa sahipseniz Kongre sizi temsil etmiyor demektir.

Tahmin edin kimler en düşük vergileri ödemektedir? GİRİŞİMCİLER.

En zengin Amerikalılar net gelirlerinin %15’inden az vergi ödüyorlar.

AMA, sizin %40 verginiz devletin sizden aldığı tek vergi değil.

 

  1. B) SATIŞ VERGİLERİ

%8-5 arası bir meblağ ise tükettiğiniz herşey üzerinden vergilendirilir. Şimdi neredeyse %50’lere geldik.

  1. C) MORTGAGE + BAKIM + EMLAK VERGİLERİ

Amerikalıların çoğu gibi mortgage kullanarak ev aldıysanız maaşınızın %10-20 arası buraya kanalize olmaktadır.

Firmanız kendi evinizin olmasını sever çünkü taşınma ihtimaliniz daha azdır ve kredi ödemeniz gerektiğinden istifa etmeniz pek mümkün değildir.

Şu meşhur “Amerikan Rüyası” sizi olduğunuz yere çakılı ve borçlu hale getirmektir.

Daha sonra öğrenci kredileriniz gelir. Tarihte ilk defa işsizlerin yarıdan fazlası üniversite mezunu.

Bu gayet korkutucu. Çünkü üniversite eğitimini iş bulmak için aldınız.

Ancak üniversite mezunlarının yarısı diploma gerektirmeyen işlerde çalışmakta.

İşte maaşınızın bir parçası da her ay bu şekilde diplomanıza gitmekte.

 

DİĞERLERİ

Maaşınızın bir kısmı da sağlık, İlişkilerinizi sürdürme (Her zaman paraya mal olur. Bu alaycılık değil. Sadece gerçeklik.), ulaşım (evet kendi hapis hücrenize yolculuğunuzu size ödetiyorlar.) gibi giderlere harcanmakta.

Ne kadarı size geliyor?

Gün doğmadan uyan. Yola çık. Sıkı çalış. Eve geç dön. Sıkışmış hisset.

Depresyona gir bunun için ilaç al uyku ve sindirim sıkıntısı çek.

Sizce de daha çok kazanmanız gerekmiyor mu?

—-   

Muhtemelen yarattığın gerçek değerin 1/100’ünü alıyorsun. Gerçek maaşın bu.

Başka bir deyişle kendini kölelikten kurtarırsan 10 ila 100 kat arası fazla kazanmaya başlayabilirsiniz.

Bir işte çalışırken özgür olduğum hissine kanmıştım. Saat 16.00’da “kaytarabilirim”. Birçok mola alabilirim. Uzun tatillere çıkabilirim.

Ama… kullanma kılavuzuna baktınız mı?

—-

İşte büyük kılavuz. Adeta bu işin İncil’i. Adı “Employee Manual”.

“İnsan Ehlileştirme Programı”na girişin kılavuzu.

 

İşte kılavuzdan bazı kesitler:

– Karşı cinsten insanlarla belirli şekillerde konuşamazsınız.

– Patronunuzla belli bir şekilde konuşamazsınız. Çünkü tüm köleliğiniz için söyleyeceği tek şey, “Kovuldun!” ile herşey boşa gider.

– İstediğinizi giyemezsiniz. Çoğu ofisin belli veya belirsiz bir üniforması vardır.

 

– İstediğinizle arkadaş olamazsınız. Çoğunlukla günü birlikte geçirdiğiniz insanlarla yani diğer kölelerle arkadaşsınızdır.

 

Köle efendiniz mesai arkadaşlarınızı başka bir insan ehlileştirme programına sattığında, onlara iletişimde kalacak mısınız?

Bilmek istiyorum, mesai arkadaşınızın cenazesine katılır mısınız?

– İlham geldiğinde yaratıcı olamazsınız.

 

“Şirketin sahip olduğu teçhizat üzerinde yapılan her şey, şirketin sahip olduğu fikri mülkiyettir”. Bununla savaşırken iyi şanslar.

 

– Tanıdığınız tek kadın olsa bile, bir ofis romantizmine sahip olamazsınız.

Herhangi bir şey için kovulabilirsiniz ve bu tüm e-postalarınızın insan kaynakları tarafından okunabilmesi için bahane edilebilir.

Ben HBO’dayken en yakın arkadaşım ofisindeki ilişkisinde sorun çıktığında kovuldu ve tüm e-postaları patronu tarafından okundu.

– Mahremiyet yok.

Patronlarının şirket e-postalarını okumaya karar vermesinden dolayı kovulan en az on kişi tanıyorum.

– Daha fazla para istiyorsanız, bunun için yalvarmanız gerek.

Sadece insanlara işte % 5 daha fazla para talep etmelerini öğretmek için oluşturulan seminerler var. İnsanlar zam istemekten ölümüne korkuyor.

Ve gerçek sosyal etkileşimler yaşamak için eve geldiğinizde, yorgun, acı ve işe kızgınsınızdır.

Burada biraz projeksiyon yapıyorum biliyorum. Bu benim iş sahibi olma konusundaki kişisel tecrübemdi.

Bir insanın bana başkalarının önünde bağırabilmesi ve benim tek yapabildiğimin yere bakmak olması beni hasta ediyordu.

Kattığım değerin %90’ından fazlasının elimden alınması beni hasta ediyordu.

Ve ben sürekli “hasta” oluyordum.

—-

Para bütün sorunlarınızı çözmez, ancak parasal sorunlarınızı çözer. Sizi köle etmeye devam etsinler diye paranızı almalarına müsaade etmeyin.

Kendi zamanınıza sahip çıkmak istiyorsunuz. İşinize sahip çıkın. Başkaları için yarattığınız değerlere sahip çıkın.

Kendiniz koruyun ki kimse sizi kovamasın. Bankalar ya da devlet tarafından köleleşmeyin. İlişkilerinizin kölesi olmayın. Düşüncelerinize sahip çıkın.

Gerçek özgürlük.

ABD Gelirler İdaresi verilerine göre ortalama milyonerlerin en az beş farklı gelir kaynağı mevcut.

“Kalkıp istifa mı edeyim şimdi?” diyebilirsiniz.

Size katılıyorum. İstifa etmeyin.

Bir kaşif olmaya başlayın. 15 trilyon dolarlık bir ekonomide yaşıyoruz. Siz de buna katkı sağladınız.

Aynı piramitleri gerçeğe dönüştüren kölelik, ölüm ve ızdırap gibi.

Ama %90’ı sizden alınmakta.

O yüzden neleri geri alabileceğinizi keşfetmeye başlayın. Hergün fikirler üzerinde çalışın. Söz veriyorum özgürlüğünüzün bi kısmını geri alçaksınız.

Çocukken ilgi duyduğunuz şeylerin listesini yapın.

Bu listeden doğabilecek işlerin listesini yapın.

Yıllardır görmediğiniz kişilerle bağlantıya geçin. Arkadaşlarıyla da görüşün.

İş yerinde kimseye sinirlenmeyin, patronunuza bile. Onlar da köle çünkü.

Özgür düşüncelerinizi Rolex kelepçeli öteki köleler için ziyan etmeyin.

Köle olmayan, hapiste olmayan kişilerin hayatını inceleyin.

Ne yaptılar? Listesini yapın. Bunlardan herhangi birini taklit edebilir misiniz?

Fikir kasınızı bir fikir makinesine koymak için çalışmaya devam edin: ne olursa olsun, ne kadar kötü olursa olsun, günde on fikir yazın.

Bugün başlayın. 10 fikir.

—-

Ben bunu yaptım. Altı ay sonunda hayatım tamamen değişti.

Bazen kötü yönde değişti. Çok Kötü yönde. O zamanlarda ne yaptığımın farkında olmuyor, kendimi yerde buluyordum, depresif ve intihara meyilli halde.

Özgürlük bazen çok korkutucudur. Kendi kendine yarattığın hapishane hücresi (“comfort zone”)’nin dışıdır.

Ama o zamandan beri her altı ayda bir hayatım tamamen değişti. Hayatım altı ay öncekinden tamamen farklı.

24 sene önce patronum bana bağırdı. Beni aşağıladı. Ağladım.

Bu yüzden 41. Cadde ve 5. Caddenin köşesindeki kütüphaneye gittim. Çocukken bir defa okuduğum bir bilim kurgu kitabını buldum.

Kitap şeffaf jelatinle kaplıydı ve içinde bir kütüphane kartı vardı. Sayfaları açtığınızda o koku vardı.

3-4 kat aşağı indim. Kütüphanedeki kendi özel banyoma. Kutsal mekanıma.

Oraya oturdum ve sonsuza dek yaşayıp mutlu olan bir adamı okudum. Dünya ortadan yok oldu ve kısa bir süreliğine artık köle değildim.

 

O andan itibaren kaçışımı planlamıştım.

İşte o günden beri her gün, kaçmanın yeni yollarını, özgür olmanın yeni yollarını buluyorum. Benim dünyama sahip çıkmanın yeni yollarını.

Bonus:

Yazan: James Altucher
Çeviri: Sinan Can Çiftçi
Yazının orjinali linki; https://www.linkedin.com/pulse/you-prison-james-altucher/

İş’in Geleceği’nde yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.