İşin Geleceği Teknolojiyle Değil, İnsanlarla İlgili

284

Yaklaşık son bir yıldır, işin geleceği hakkında sayabileceğimden çok daha fazla tartışma ortaya çıktı. Bu benim için yeni bir konu değil, sonuçta benim şirketim üretkenlik yazılımı yapıyor, ama Covid-19 pandemisi başladığından beri tartışmalar ekstra aciliyet kazandı.

Dünya geliştikçe, işletmeler de pandeminin onlara dayattığı “herkesin her zaman evden çalışması” yaklaşımının nasıl yönlendirileceğini kavramaya başladılar. Anlaşılan o ki, organizasyonların hepsi aynı fikirde değiller.

Örneğin Associated Press, Ford Motor Company’nin ofis çalışanlarına “süresiz olarak” evden çalışmaya devam edebileceklerini ve “yöneticileri tarafından onaylanmış esnek çalışma saatlerine” sahip olacaklarını söylediğini belirtti.

Diğer bir yandan Google, 1 Eylül’e kadar herkesi ofise geri döndürmeye hevesli. Forbes’un söylediğine göre şirket, çalışanlarına 1 Eylül’den sonra yılda 14 günden fazla uzaktan çalışmak istiyorlarsa, bunun için resmi olarak başvurmaları gerektiğini söylemiş.

Google, muhtemelen bu konuda aykırı bir örnek konumunda. Mart ayında Microsoft, 31 ülkeden 30.000 kişi ile yaptığı bir anketin sonuçlarını yayınladı. Bulgular arasında, ankete katılan çalışanların %73’ünün esnek uzaktan çalışma seçeneklerinin devam etmesini istedikleri ve aynı zamanda %67’sinin de takımları ile yüz yüze geçirilen zamanı özlediği yer almaktadır.

Doğru Dengeyi Bulmak

Çoğu işletme için – bir endüstri devi, yeni bir girişim veya ikisi arasında bir yerde olsa da fark etmez- bir tür hibrit model, kesinlikle ileriye giden yoldur. Çözüm yolu ise gerçek hayatta birebir görüşme zamanı sağlamak ve işlerini yaşamları için daha iyi yapma esnekliği tanımak arasındaki doğru dengeyi bulmaktır.

Pandeminin bize gösterdiği gibi, teknoloji çeşitli esnek çalışma tarzlarını desteklemek için zaten var. İşin geleceği hakkındaki görüşlerimiz geliştikçe, yeni değişimler de ortaya çıkmaya devam edecektir. Bu oldukça heyecanlı.

Ancak gerçek şudur ki, işin geleceği aslında teknolojiyle hiç de ilgili değil; insanlarla ilgili.

Önceliği İnsanlara Verin

Bir yıldan fazladır süren Zoom toplantılarından ve bitmek bilmeyen Slack mesajlarından sonra, birçok çalışan tükenmişlik ve dijital yorgunluk sıkıntıları çekiyorlar. İstedikleri son şey, takip etmeleri gereken başka bir kanal veya bildirim grubudur.

Bunu çözmeye yardım edecek herhangi yeni bir teknolojinin büyük bir taraftarı olsam da, en önemlisinin insanı ön plana koyan bir yaklaşım ile çalışmak ve ilerlemek olduğunu düşünüyorum. Hassasiyetin ve empatinin önemi daha önce hiç bu kadar önemli olmamıştı ve bunu büyütmeye yardımcı olmak için birçok harika araç olsa da, ister yüz yüze ister Zoom’da olsun her etkileşimde düşünceli, açık fikirli yaklaşımın yerini hiçbir şey tutamaz. İster işveren olun ister bir takım üyesi, bunu gözden kaçırmayı ve birbirimize karşı sorumlu kalmayı göze alamayız.

Ne İşe Yarıyorsa Ona Doğru Yönelin

Bazı çalışanlar ofislere dönmeye başlayacakları için, neyin işe yaradığını, neyin bize sanalda insan unsurunu açığa çıkarmamıza olanak sağladığını ve neyin sağlamadığını değerlendirmek için şu an iyi bir zaman. Takımları birbirleriyle uyumlu hale getiren şeylere yönelelim ve getirmeyen şeylerden ders çıkaralım.

Muhtemelen, bazı katılımcıların toplantı odasından ve bazılarının ev ofislerinden katıldığı toplantılar sağlayacak olan video konferans uygulamalarını kullanmaya devam edeceğiz. Bu artık “yeni normal” olmayacak; standart haline gelecek. Birçok şirket Zoom uygulamasının sadece iş için değil, daha fazlası için de kullanılabileceğini fark etti. Sanal kahve molaları ve happy hour’ların iş arkadaşlarımızla kurmamızı sağladığı ilişkilere ihtiyacımız var.

Bu yeni dünyada bile, etkili takım çalışmasının ve iyi yöneticiliğin ilkeleri aynı kalmıştır. Başarılarımızı kutlamak ve her fırsatta güven ve saygı kültürü oluşturmak hala çok önemlidir. Pandemi bize hepimizin, yeni işe giren çalışandan CEO’ya kadar, bu işte beraber olduğunu ve insan unsuruna öncelik tanımanın hepimizin sorumluluğunda olduğunu öğretmiştir.

Dinlemeye Zaman Ayırın

Neyin işe yaramadığına gelince, birçok uzaktan çalışanın ciddi bir dezavantaj olarak atıfta bulunduğu bir şey ise “her zaman çalışıyor olma” olgusudur. Yakın zamanda Gartner, Inc araştırma şirketi tarafından yapılmış olan bir anketin sonuçlarına göre, hibrit veya uzaktan çalışanların %40’ı son 12 ayda iş günlerinin uzunluğunda artış olduğunu rapor etmektedirler. İşverenlerin ve yöneticilerin iş hayatı ve günlük yaşam arasında net sınırlar belirlemeleri ve güçlendirmeleri gerekmektedir. Empati yaparak dinlemeye zaman ayırmamız ve iş arkadaşlarımız zorlandıklarında ve bunalmış hissettiklerinde çözüm bulmaya yardımcı olmamız ve ayrıca, sözlü olmayan imaları sanal olarak anlamayı öğrenmemiz gerekiyor.

Ayrıca bazılarının kendilerini mutlu ve üretken hissetmek adına ihtiyaç duydukları şey giyinip ofise gitmek iken, diğerlerinin ise en iyi işlerini mutfak masalarında yaptıklarını düşünmelerine saygı duymalıyız. Burada doğru veya yanlış bir yol yok ve her türden çalışan bir diğeri kadar değerlidir.

Derin Çalışma İşe Yarar

İster evden ister şirketin genel merkezinden çalışıyor olsunlar, derin, dikkat dağıtıcı etkenlerin olmadığı çalışma şekli herkesin yararlanabileceği bir şeydir. Hiçbir toplantının veya aramanın olmadığı, durmadan gelen bildirimlerin ya da son teslim tarihi hatırlatıcılarının olmadığı, sadece tam olarak zihnine odaklanma ve bütün yaratıcılığını işine verme fırsatının olduğu bir öğleden sonra.

Şirketimde bu uygulamayı uzaktan çalışma hayatımıza düzenli olarak planlanmış bir parça olarak ekledik ve bu, ofisimiz geri açıldığında devam ettireceğimiz bir şey. Diğerleri tamamen sessizlik tercih ederken, bazı insanlar en iyi derin çalışmalarını ofis hayatındaki ortam gürültüsü ile çevrili oldukları zaman yapmaktadırlar. Bizler, takımımızın mutlu, sağlıklı ve üretken olduğunu garantilemek için olası her türlü kombinasyon ve permütasyonu desteklemeye devam edeceğiz.

İşin geleceğini inşa ederken görmek istediğim hibrit modeli budur. Ne de olsa bu tek yönlü bir istikamet değil; devam eden bir istikamet ve bizim buna beraber şekil vermek gibi harika bir fırsatımız var. Sarkaç ofisten çalışmaya doğru dönerken, insan unsurunu ortak gündemimizin en üstünde tuttuğumuz sürece yolculuğu çok daha eğlenceli ve kapsamlı hale getirebiliriz.

Yazan: Nadia Tatlow
Çeviren: Dilara Sezgin
İllüstrasyon: Davide Mazzuchin
Kaynak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.