İş Ortamında İletişim ve Etkileşimi Artırmanın En İyi 6 Yolu

Çalışanlarınız nasıl daha büyük bir şeylerin parçası olduğunu hisseder veya iş ortamından koparlar? İşte size bazı öneriler.

501

İş çevreleri incelendiğinde durumun vahim olduğu görülüyor. Amerika’daki çalışanların %65’inden fazlası, yaptıkları işten koptuğunu dile getirdi. Yöneticiler de elbet durumun farkında. Ancak yine de buna tam olarak neyin neden olduğu, ya da bu konuda neler yapılabileceği henüz pek bilinmiyor.

Kısa bir süre önce altı başarılı yönetici ile görüşerek onların bu sorunları nasıl aştığını öğrendim ve notlarımı sizin için derledim.

Kendinizi Müşterinizin Yerine Koyun

Şunu kendimize itiraf edelim: Hizmet kalitesi ve maliyet söz konusu olduğunda müşterinin kendisi, endüstrilerin hep en son düşündüğü kesim oluyor. Advance Medical’dan sağlık kuruluşları vaka yöneticisi Michael Hough, bunun değişmesi gerektiğine inanmakta. “Kendimizi misafirlerimizin yerine koyuyor ve onların ihtiyaçlarını en iyi biçimde anlamaya çalışıyoruz. Şirketler, yaptıkları işi neden yaptıklarını unuttuğunda kaybeden taraf sadece müşteriler oluyor çünkü. Bu durum çalışanlar üzerinde de iyi bir etki bırakmıyor ve nihayetinde bir bütünlük oluşturulamıyor.”

Hough’a göre asıl amaç, müşterilere hizmet ederek çalışanlarla etkili bir çevre oluşturmaktır. Hough, “Bir amaç çerçevesinde hareket etmeye inanıyor, gayemizin ise müşterilerimize hizmet etmek olduğunu belirtiyoruz” der. “İnsanlar kriz anlarında, bir şeye ihtiyaç duyduklarında bize geliyor. Unutmamalıyız ki tek bir amaç için buradayız; o da onların acılarını dindirmektir. Çalışanlarımız hastaların tasarruf etmesine ya da seçeneklerini daha iyi anlamasına yardımcı olduğunda bir şekilde üzerilerindeki yük hafifliyor. Zaten bunun için bu alanı seçmedik mi?”

İyi Hissedin, Mutlulukla Çalışın

İşin ehli yöneticiler, çalışanların duygu durumlarıyla iş ortamına bağlılıklarının ilintili olduğunu bilir. Spreadshirt’ün Küresel İşe Alım Sorumlusu ve İyi Hissettirme Departmanı Müdürü Stefanie Frenking, “Adımlarımızı, İyi Hissetme Yönetimi adını verdiğimiz bir sistem etrafında şekillendirdik. Bu, temelde üç fikre dayalı bir uygulamadır: Güçlenme, heyecan ve sadelik. Kendimize sorduğumuz birtakım sorular var. İnsanlarla konuşup onların potansiyellerini keşfetmelerini nasıl sağlayabiliriz? Onları heyecanlandırıp bu canlılığı yıllarca nasıl koruyabiliriz? Hayatlarını nasıl daha sadeleştirip onlara destek olabiliriz?”

Çalışanların işleri hakkındaki duyguları genelde dış dünyanın etkisine açıktır ve bu yüzden sıkıntılarında onlara destek olarak işe bakışlarını değiştirebilirsiniz. Frenking, “Çalışanlarımıza daha mutlu olmak ve daha iyi çalışmak için nelere ihtiyaç duyduklarını sorarız. Gücümüzün yettiği yerde de onlara destek olur, ellerini kollarını bağlayan işlerde onlara yardım ederiz. Bu evrak işleri, program hazırlama ya da çocuklarına bakım hizmeti ayarlama olabilir örneğin. Amacımız dikkat dağıtıcı etmenleri ortadan kaldırarak pozitif bir ortam yaratmak. Bunun meyvelerini aldık bile.”

Gelişerek İlerleme Konsepti

Günümüzde eğitim ve kişisel gelişim diyince hala bir kısmımızın anlamadığı nokta şudur: Başarı, kişinin yeteneklerinden ziyade çok çalışıp emek göstermesinden gelir. Kendini geliştirme diyince yeteneklerini kullanarak bir yerlere gelmek değil, onu geliştirmek anlaşılmalıdır.

Büyük yöneticiler artık bunun hem çalışanları hem de yaşadıkları kültür üzerindeki etkilerini anlıyor. WayUp’ta İK Baş Sorumlusu Nikki Schlecker, “İnanıyorum ki en başarılı çalışanlarımız her şeyi bilenler değil, her şeyi öğrenmek isteyenlerdir. Bu öğrenme ortamını ise işverenler yaratmalıdır. İyi organizasyonlar insanların ancak öğrenmeyi istekleri kadar öğrendiğini bilip, onlara buna uygun ortamlar sunanlardır” der.

“Bence güçlü kültür, insanların bir arada gelişip ilerlediği kültürdür. İnsanların işe gelirken ve akşam evlerine giderken düşündüklerini etkileyecek olan da budur.”

Sahiplik Anlayışı Yaratın

San Francisco temelli bir arama platformu olan Algolia’nın CEO’su Nicolas Sessaigne, şirket kimliğini oluşturan ve onları başarıya götürenin bu “sahiplik” anlayışı olduğunu düşünüyor. “Bu düşünce, çalışanları daha iyisini yapmaya teşvik ediyor, sorumluluk bilincini güçlendiriyor ve hem şirketimiz hem de toplumumuz için en iyisini üretebilmek adına bize sınırların esneyebileceğini hatırlatıyor” der.

Pek bir kurum, çalışanları arasında bu anlayışı nasıl yaygınlaştırabilir? Dessaigne’e göre sahiplik cesaret; cesaret ise yiğitlik, güven, değer verme ve samimiyeti de beraberinde getirir. Dessaigne “Yiğitlik, kormaksızın konfor alanınızdan çıkabilmek ve başarısızlıklarınızı başarıya giden önemli bir adım olarak görebilmeyi gerektirir. Güven, herkesin kim olduğumuz ve ne yaptığımızı bilmesidir. Değer verme, mümkün olan her şekilde müşterilerimizi memnun etme gayretimizin adıdır. Samimiyet ise herkesin birbirini destekleyip yapıcı geri bildirimler verdiği dürüst iş ortamımızı temsil eder.”

Misyon, Kültür ve Markayı Birleştirin

Ellucian CMO’su Jackie Yeaney, “Pek çok insan markanın sadece dış dünyayla bir iletişim şekli olduğunu düşünse de asıl o mesajı yaratan, şirketinizin var oluş amacı ve bu yolda yaptıklarınızdır. Marka, misyondan ayrılamaz. Aksine, onu destekleyen değerlere, çalışanların her gün müşterilerinizle kurduğu iletişime bağlıdır. Küçük detaylar birleşecek ve şirketinizi tanımlar hale gelecektir. Bu yüzden de tutarlılık ve markaya bağlılık çok önemlidir” der.

Yeaney’ye göre misyon ve marka birbirlerinden ayrılamaz. “Çalıştığınız kültür ve insanları düşünmeden yeni marka stratejileri belirlemek, boşa kürek çekmektir. Günümüz insanları, özellikle de Z kuşağı gençleri, markası misyonuyla örtüşen şirketlerde çalışmak istiyor. Müşterilerin isteği de bu yönde.”

Mutluluğu Küçümsemeyin

İş ortamında iletişim ve etkileşimi güçlendirmek her şirketin istediği bir şey. Ancak Teem’in kurucusu ve CEO’su olan Shaun Ritchie, bunun daha çok işveren odaklı bir yaklaşım olduğunu söylüyor. “Pek çok araştırma yürüttük ve gördük ki çalışanların geneli mutsuz. Bu yüzden de iş ortamından kopmuşlar. O yüzden mutluluk mu daha önemli iş ortamına entegrasyon mu diye düşünmeye başladık. Sonra cevabın mutluluk olduğuna karar verdik.”

Ritchie neden mutluluğun daha iyi bir ölçüt olduğunu düşünüyor olabilir? “Mutluluk, işin ötesine de erişebilen bir şeydir. Çalışanlarımızın aileleri, kişisel hayatları ve diğer ilişkileri de bu tanımda yer alır. Şirketler bu alanların hangilerinde ne kadar bir etki yaratabilir, ona bakmalıdır. Şirketler çalışanlarına gerekli araç ve imkanları sağlarsa, bu herkesi başarıya götürecektir. Bu da hem iş ortamında hem de dışarıda, çalışanların mutluluğu anlamına gelir.”

Giderek daha fazla insan katılım ve üretkenliğin, çalışanların işyeri hakkında hissettikleriyle ilişkili olduğuna inanıyor. Mutluluk, amaç ve aidiyet duygularına odaklanılarak daha pozitif düşünceler yaratılabilir ve hem iş saatlerinde hem de dışarıda bunun faydası gözlemlenebilir. Peki siz çalışanlarınızın daha iyi hissetmesi ve ortama adapte olması için ne yapıyorsunuz?

Yazan: Adam Fridman – 2018 Future of Work Zirvesi Katılımcısı

Kaynak: INC

Yayınladığımız çeviri ya da alıntı yazılar her ne kadar dikkati bir çalışmanın ürünü olsalar da hatalı bilgiler, imla hataları veya anlam bozuklukları bulunması durumunda bundan İş’in Geleceği platformu sorumlu değildir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.