İş Memnuniyeti, Çalışmaktan Mutlu Olmakla Aynı Şey Mi?

439

Birkaç hafta önce iş yerinde mutluluk adlı bir konferansa katılıyordum. Konferansın en başında Daniel Kahneman’ın öğretilerinden bahsettik, kendisi hızlı ve yavaş düşünmek kitaplarının yazarı ve bir Nobel ödülü sahibi. Woohoo şirketinin kurucusu Alexander Kjerulf, iş memnuniyeti ve çalışmaktan mutlu olmak arasında bir ayrım çizdi. Çoğu organizasyon bu ayrım arasında sorun yaşadığı için , faklarını bilmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

İş memnuniyeti, maaş, ikramiye, geniş çalışma alanı, tenis masası köşesi, bedava atıştırmalıklar, spor salonu üyeliği gibi ve birçok farklı avantaja dayanır.

Liderler, iş tatmin düzeyininin düşük olduğunu veya insanların işlerini bırakmaya başladıklarını gördüklerinde çalışanlarına , ilk olarak bu avantajları sağlamaya çalışırlar. Oldukça eğlenceli ve ilgi çekici duyuluyor. Bu tarz avantajlar tabi ki iş memnuniyetini arttırıyor. Çoğu lider daha fazla inovasyon, yaratıcılık, katılım, üretkenlik ve sadakat bekliyor. Ama ne yazık ki bu avantajlar onların beklentilerini sağlamıyor.

İnsanların daha inovatif , daha yaratıcı ve sadık olabilmeleri için daha fazlasına ihtiyaçları var:

* Yaptıkları işte daha fazla anlama ihtiyaçları var.
* Günlük olarak yaptıkları işlerin daha büyük bir amaca ne şekilde hizmet ettiğini öğrenmeye ihtiyaçları var.
* Sadece yaptıkları satışlarla tanınmak değil aynı zamanda bir iş arkadaşına yardım etmekle, bulundukları organizasyonun değerlerini taşımakla, çok iyi bir takım oyuncusu olabilmekle tanınmak istiyorlar.
* Yaptıkları işlerin önemli olduğunu görmek istiyorlar.
* Kendilerini önemli hissetmek istiyorlar.
* İş yerlerinde iyi ilişkilere sahip olmak istiyorlar.

Bunlar, insanları çalışmaktan mutlu yapan faktörler. Çalışmaktan mutlu olmanın sonuçlarıyla, iş memnuniyetinin getirdiği sonuçlar birbirinden çok farklı. Çalışmaktan mutlu olan insanlar daha katılımcı, daha yaratıcı, daha üretken ve daha sadık oluyorlar. Bunu kanıtlayan o kadar çok çalışma var ki hepsini belirtmek imkansız.
İş memnuniyeti, insanın işi hakkında nasıl düşündüğüyle alakalı. Daha çok sahip oldukları işi nasıl değerlendirdiğiyle alakalı. Çalışmaktan mutlu olmak ise insanların işleri hakkında nasıl hissettiğiyle alakalı. Bu iki durum birbirinden çok farklı perspektifler.
İnsanların işi bırakması konusunda çok sinirli olan bir CEO ile tanışmamı hiç unutmayacağım.
Sonradan öğrenmiştim ki , kendisi asla ofise uğramıyormuş, gelse bile odasının kapısı her zaman kapalıymış ve her zaman akşamüzeri üç gibi gidermiş. Zorunda kalmadığı sürece çalışanlarıyla iletişim kurmuyormuş. Çalışanları her zaman onlara daha çok para vererek tutmaya çalıştığı için işi bırakmaları konusunda çok şaşkınmış. Ne yazık ki bu az rastlanan bir durum değil. Çoğu iş yeri, avantajlarını kullanarak insanları tutmaya çalışıyor. Farkında değiller ki sağladıkları bu avantajlar sadece kısa dönemde çalışanlarına mutluluk veriyor. Bu avantajlar bir süre sonra normal iş koşulları olarak algılanmaya başlıyor.

İnsanlara geniş çalışma alanı , spor salonu üyeliği ve bedava kahve sağlamak tabi ki kötü bir şey değil fakat çalışanların duygusal ödüllere de ihtiyaçları var. Eğer çalışanların öncelikle kendilerini değerli hissetmeleri sağlanırsa , kötü bir ofisle kendi kahvelerini satın alarak da çalışmaktan mutlu olabilirler.

Ben, kişisel olarak, bu deneyimi yaşadım. Çok güzel bir çalışma alanına, ünvana, maaşa, spor salonuna, bedavaya çok lezzetli yemekler yapan bir kafeteryaya ,kısacası çok güzel her şeye sahiptim. Ama gene de o şirketten ayrıldım çünkü işim, benim olduğum kişiyle uyumlu değildi.
Bir insandan ziyade bir sayıymış gibi hissediyordum. Birkaç yıl sonra , çok küçük bir şirkette çalışmaya başladım. Yeni çalışmaya başladığım şirketin ortamı bana o kadar salaş ve yetersiz görünmüştü ki asla orada çalışamayacağımı düşünmüştüm. Hiçbir avantajı yoktu ve önceki çalıştığım şirkete göre daha az kazanıyordum ama her pazartesi ve hafta içi diğer her gün eski şirkete kıyasla daha mutluydum. En büyük fark bana nasıl hissettirdikleriydi: bana bir bireymişim ve bir ailenin parçasıymışım gibi hissettirdiler. Bana ilk günden itibaren yüzde yüz güvendiler.
Bunu yaşadım. Bu hissi biliyorum. Zaten her yerde fazlasıyla çalışkan bir insanım fakat performansım ve sonuçlarım gerçekten bu ikinci şirkette çok başarılıydı. Daha önce hiçbir şirkete bu kadar kalbimi koyarak emek göstermemiştim. İnsanların kabiliyetlerini onlara yüzde yüz güvenmeden, değer vermeden ve sevdiklerini öncelik yapmalarına izin vermeden asla bilemiyorsun. Her gün yüzde yüz kendimdim. Bu çok özel bir histi. Her zaman o şirket için daha fazlasını yapmak, karşılığını vermek istedim ve onlara sadık kaldım, beni nasıl
hissettirdiklerinden kaynaklı olarak. Liderler, katılım seviyesinin artmasını veya üretkenliğin yükselmesini somut şeylerden kaynaklı bekleyemezler. İnsanlar , işlerinden hem duygusal hem mantık yoluyla tatmin bekliyorlar. Mutlu insanlar daha iyi ve daha uzun süre aynı iş yerlerinde çalışıyorlar. Biz, insanların işleri hakkında nasıl hissettiklerini nasıl düşündüklerine göre daha çok umursamaya başladıkça hepimiz için daha iyi bir dünya yaratmaya başlayacağız. Alexander’a teşekkür ederim, beni çalışmaktan mutlu olmakla alakalı düşündürdüğü için.

Kaynak: 
Çevirmen: Şevval Gümüşboğa,
1999 İstanbul doğumlu. Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi Ve Uluslarası İlişkiler 2. Sınıf öğrencisi.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.