İş Kaynaklı Stres: 21. Yüzyılın Salgını

143

2012 yılında, iş sağlığı ve güvenliği konusunda yapılan bir pan-Avrupa anketi insanlara şu soruyu sordu: “Ülkenizde iş kaynaklı stres yaşayan insan sayısının önümüzdeki 5 yıl içinde değişeceğini mi aynı kalacağını mı düşünüyorsunuz?” Sonuçta, katılımcıların %77’si bu sayının artacağını söyledi. Katılımcıların %47’si ise ciddi derecede artacağını belirtti.

Bu çalışmadan 5 yıl sonra, 2017 yılında iş kaynaklı stres mağduru insanların sayısı gerçekten arttı. Avrupa şirketlerinin ve sosyal güvenlik sistemlerinin maliyetinin bu sebeple yılda 600 milyar Euro’ya ulaştığı tahmin edilmektedir. Bu rakam göz önünde bulundurulduğunda, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) strese 21. yüzyılın sağlık salgını adını vermesi şaşırtıcı değildir.

“Stres: Biyoloji ve kültür arasında bir çatışma” adlı makalemde, stresin neden sağlığımız ve refahımız için bu kadar zararlı olduğuna dair evrimsel bir bakış açısı sundum. Kısaca, ateşi kontrol edebildiğimizden beri, hayatı kolaylaştırmak için çevremizi değiştirmeye başladığımızdan bahsettim.

Tarımsal, endüstriyel ve teknolojik devrimler artan bir hızla birbirini izledi. Yaşama ve çalışma şeklimiz her yönüyle son derece kısa bir sürede kökten değişti. Evet, modernleşme ile teknolojik ve ekonomik ilerlemedeki artış hayatı kolaylaştırdı. Ayrıca ortalama yaşam süresini uzattı. Ancak, bu ilerlemenin özellikle son 10-15 yıldaki beklenmedik dezavantajı, sağlığımız ve refahımız üzerindeki zararlı etkisi. 

Teknolojik ve ekonomik ilerleme, sağlıksız yaşam tarzlarının ve artan stres seviyelerinin yükselmesine neden oldu. Bu da kronik dejeneratif hastalıkların ve zihinsel bozuklukların yayılmasına katkıda bulundu. Bunlar arasında koroner kalp hastalığı, kanser, felç, tip 2 diyabet, kas iskelet bozuklukları, stres, depresyon ve tükenmişlik var.

Beynimize Etkisi

Beklenmedik bir diğer dezavantaj, beynimizin boyutu üzerindeki etkisi oldu. Duymuş olabileceğinizin aksine, beynimiz son 20.000 yılda küçüldü. Wisconsin Üniversitesi’nde antropoloji profesörü olan John Hawks şöyle açıklıyor:

“Son 20.000 yılda, insan erkek beyninin ortalama hacmi 1.500 santimetreküpten 1.350 cc’ye düşerek tenis topu büyüklüğünde bir parça kaybetti. Kadın beyni de yaklaşık aynı oranda küçüldü.”

“Bu önemli küçülme evrimsel açıdan göz açıp kapayıncaya kadar oldu diyebilirim” diyor Hawks. “Bu olay Çin’de, Avrupa’da, Afrika’da, her yerde oldu.” Önümüzdeki 20.000 yıl içinde beynimiz bu oranda küçülmeye devam ederse, yarım milyon yıl önce yaşamış ve sadece 1.100 cc beyin hacmine sahip akrabamız Homo Erectus’un beyin boyutuna yaklaşmaya başlayacak.”

Modernleşmenin beyin büyüklüğümüz üzerindeki kademeli etkilerinin yanı sıra, kronik stres ve anksiyete, eğer dikkat edilmezse beyninizi tahmin edebileceğinizden çok daha fazla ve çok daha hızlı bir şekilde küçültecek. Zamanla daha büyük sonuçlar doğuracaktır: bunlardan ikisi artan anksiyete ve hafıza kaybı. (Ensell, et al. 2012).

Gelecekte İş Kaynaklı Stres Nasıl Olacak?

Peki ya gelecek nasıl olacak? David Bowie’den alıntı yapacak olursak: “Yarın onu duyanlara aittir.” Peki yarın ne getirecek? İş kaynaklı stres yaşayan insan sayısı artacak mı, azalacak mı yoksa aynı mı kalacak? Bununla ilgili istatistikler henüz mevcut değil, peki siz ne düşünüyorsunuz?

Ben artacağını tahmin ediyorum ve bu konuda çok endişeliyim. Endişeliyim çünkü bu dördüncü sanayi devriminin bazı hastalarımda etkilerini görmeye başlıyorum. Yaşama ve çalışma şeklimiz son 10 yılda durmadan değişti. Ancak bu, her zamankinden daha fazlasının, belki tüm işlerin dışarıdan robotlara ve akıllı cihazlara verildiği zamanla kıyaslandığında hiçbir şey değil. Bir zamanlar bilim kurgu olarak düşünülen, bilimin gerçeği olacak ve giderek daha mümkün hale gelecektir.

Oxford tarafından yapılan araştırmaya göre, tüm işlerin yaklaşık %50’sinin önümüzdeki 20 yıl içinde robotlara devredilebileceğini biliyor muydunuz? Bu çalışmaya göre, asistanlar da dahil olmak üzere idari işlerin robotlar veya yapay zeka ile yer değiştirme olasılığı %86. Bununla birlikte, yer değiştirmese bile, asistanların işleri otomatikleştirildikçe önümüzdeki 5-10 yıl içinde kesinlikle önemli ölçüde değişecektir. 

Fütürist Gerd Leonhard’a göre bir işte rutin olan her şey otomatikleştirilecek. Ekonomik ve evrimsel bir bakış açısıyla, bu artan otomasyon çok mantıklı görünüyor. Ancak aynı zamanda işle ilgili en büyük sağlık sorunlarından biri olan strese de bir çözüm sunuyor. 

Otomasyon İle İş Kaynaklı Stres Azalacak Mı?

İş kaynaklı stres, bir çalışandan talep edilenin kaynaklardan fazla olmasıyla oluşmakta. İlk bakışta, daha fazla otomatikleştirmenin bu talepleri azaltacağı düşüncesi mantıklı görünüyor. Bununla birlikte, otomasyon gerçekten de stres seviyelerini azaltacak mı? 

Ben öyle düşünmüyorum. Bunun yerine, yeni bir stres biçiminin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bu da tıbbi terimlerle varoluşsal kaygı olarak adlandırılan manevi stres. Eğer muayenehaneme gelen hastalarımın yeni soruları ve sağlık problemleri birer göstergeyse, bu stres türü şimdiden aramızda demektir.

Yakın zamana kadar modern yaşam tarzımız insanları esasen fiziksel ve zihinsel düzeyde etkiliyordu. Ancak yapay zekanın gelişimiyle gelen dördüncü sanayi devrimi, yaşamın temelleri ve anlamı sorgulanırken daha varoluşsal nitelikte sorunlara neden olacaktır. Kişisel tatmin ve anlam, temel insan dürtüleridir. Şu anda birçok insan için anlamın ana katkısı işlerinde yatmaktadır. İşinizi kaybedersiniz ya da önemsiz hale gelirse, o zaman ne olacak?

Sadece anlam ve tatmin meselesi değil, aynı zamanda daha rahat bir yaşam tarzının sağlığımız, refahımız ve beyin büyüklüğümüz üzerinde olumsuz bir etkisi olacak! Dolayısıyla, otomasyonun yalnızca mevcut sorunlarımızı artıracağına dair çok gerçek bir risk var. Otomasyon durdurulamaz; robotlar ve yapay zeka kalıcı olarak buradalar. Bununla birlikte, bu daha otomatikleştirilmiş dünyada beden, zihin ve ruhta sağlıklı kalmanın yollarını bulmaya ve düşünmeye başlamalıyız. 

Teknoloji İşleri Elimizden Alacak mı?


“Robotlar asistanların yerini alacak mı?” başlıklı makalede Craig Allen, asistanların değişen dünyada geleceklerini garanti altına almak için eğitime yatırım yapmalarının ve yeni beceriler edinmelerinin önemli olduğunu öne sürdü. “İşsiz bir dünyada hayat yaşamaya değer mi?Teknolojik işsizlik ve Hayatın Anlamı” eserinde Dr. John Danaher, teknoloji ile ilişkimize bütüncül bir yaklaşım benimsemenin olası bir seçenek olduğunu savunuyor. Bu, teknolojinin doğrudan biyolojik sistemlere entegre edildiği ve cyborg haline geleceğimiz bir seçenektir.

Bu görüş, fütürist Gerd Leonhard’ın “Technology vs. Humanity” adlı kitabında açıkladığına ters düşüyor. Leonhard’a göre teknoloji ve bilginin ilerisine giderek otomatikleştirilemeyen şeylere odaklanmamız gerekiyor. Bu sebeple, çalışmanın yeni yolu, teknolojiyi kucaklamak ancak teknoloji haline gelmemek. Peki yaklaşan şeye nasıl hazırlanacaksınız? İş yerinizdeki değişikliklerden haberdar olun. İş arkadaşlarınızla diyaloğu başlatın ve hazırlanın. İşinizde rutin olmayan kısımların neler olduğunu veya nelerin dijitalleştirilemeyeceğini bularak kendinizi hazırlayın. Bu parçalar gelecekte en değerli parçalar haline gelecektir. Ayrıca, işinizin dışında size enerji ve tatmin veren anlamlı bulduğunuz şeyler yapmaya başlayın. Bugün bunları yapın. Değişen zamanlarda daha dirençli olarak oyunda bir adım önünde olacaksınız.

Yazan: Tom Meyers
Çeviren: İbrahim Aktürk
Kaynak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.