Geleceğin İş Ortamları

Yuvarlak Masa Toplantısı: Uzmanlarımız gelecekteki ofislerin nasıl görüneceğini tartıştı

517

Neden şirketler çalışanlarını ofis gibi fiziksel bir ortamda bir arada tutmak ister? Herhalde yılların alışkanlığı olsa gerek. Çalışanların fiziksel ve ruhsal sağlığı şirketin üretkenliğini etkilemektedir. İş ortamının ise onların sağlıkları üzerinde büyük bir etkisi bulunur. Peki özellikle son zamanlarda patlak veren “esnek ekonomi” anlayışı giderek yaygınlaşıyor ve insanlar artık evlerinden çalışıyorken nasıl bir iş ortamından söz edebiliriz? Aynı zamanda çeşitliliğe saygı duyarken nasıl topluluk ve işbirliğini vurgulayacak alanlar tasarlayabiliriz?

Lendlease ve LCR ortaklığında yürütülen International Quarter London projesi kapsamında Management Today, konuyu tartışmak üzere bir panel düzenledi.
Management Today’den Özel Projeler Müdürü Ian Wylie: İş ortamının amacı nasıl değişmiştir ve ne tür yeni amaçlardan söz edilmektedir?

Workplace Europe Bölüm Başkanı Alison Webb: İş ortamının şirket stratejilerinin yürütülmesindeki rolü değil, ilk olarak ilgilenilmesi gereken önceliklerimiz değişmektedir. Artık hız, adapte olabilirlik ve esneklik çok aranan özellikler. İş yerlerimizde bu özelliklerden en iyi şekilde faydalanabilmek için gerekli değişiklikleri henüz tam olarak yaptığımızı düşünmüyorum. Çalışma alanımızı tasarlarken ne koyarsak ortamda güzel bir atmosfer yaratır diye düşünüyoruz. Ofis sınırlarını çizen dört duvardan mı kurtulmalı, çevre daha da mı rahat hale getirilmeli, ya da ofis anlayışı tamamen mi kaldırılmalı bunları konuşuyoruz.

Ogilvy & Mather UK Baş Satış Sorumlusu Nina Jasinski: Ofisimizi yepyeni bir alana taşıyarak son zamanlarda çok büyük bir değişim geçirdik. Onu modern çağın gereksinimlerine uygun bir yer haline getirdik ve yalnızca 18 ayda üretkenliğimiz tavan yaptı. Artık daha çok iş yapıyoruz ve bulgulara göre işbirliği oranlarında da artış yaşandı. Ama yüz yüze diyalogların yine de önemli olduğunu fark ettik. Yine de diğer şirketler artık ofis için binalar tutmayacaklarını söylediğinde ilgiyle olacakları takip ediyoruz. Tahminimce ufak çaplı toplantılar arada sırada yapılıyordur hala, ama muhtemelen ofislerde değil de civar kafelerde.

Londra King’s Koleji Alan ve İşyeri Yönetim Direktörü Paul Wheeler: Genellikle ortak bir iş mantığı varlığını sürdürmekte, hatta çalışanlarımız iş ve gündelik hayatın birbiri içine girdiği ortamlarda bizimle çalışmaya devam ediyor. Ben daha çok mesleklerin toplumda üstlendiği rollerle ilgileniyorum. Bünyemizde bazen 1830’larda karşılaşmayı bekleyeceğimiz sıkıntıları yaşasak da bunlara 21. yüzyıl çözümleriyle yaklaşmasını biliyoruz. Öğrencilerimizi yeterli ve istikrarlı hissedip düşünme ve öğrenmeye vakit ayırabilecek zihinsel kapasiteyi kendilerinde yaratacak şekilde yetiştirmeye gayret ediyoruz. Çünkü öyle olmadan işinizde de bir şeyler öğrenme alanında da ilerleyemiyorsunuz. Ama biz iş yerlerinin de bu kültür ve kurum kimliklerinin oluşturulmasında oldukça önemli olduğunu düşünüyoruz. Peki insanları fiziksel olarak bir araya getirmezseniz o grup hissine, ortak değerlere ve motivasyon kaynaklarına nasıl ulaşabilirsiniz?

Fnatic’in CEO’su Wouter Sleijffers: İnsanları bir araya getirerek vizyonumuzu göstermede ortak bir iş alanı yaratmak adına oldukça etkili bir yöntem. Biz profesyonel bir e-spor ekibiyiz ve yakın zamanda Shoreditch’te merkez büromuzu açtık. Ofislerimiz çok yönlü: Örneğin 7/24 çalıştığımız için uyku odalarımız var. Ancak ben bunu markamızın bir yansıması olarak da görüyorum. Şirketimizde perakende satış alanları, topluluğa açık etkinlikleri organize ettiğimiz bir alan ve oyunseverlerin hafta sonları gelip takılabileceği oyun odalarımız da var. Benzer bir uyum yakalamak isteyen insanları binamıza çekmek için yakın zamanda mülk sahibiyle de görüşmeye başladık.

Worktech Akademisi Başkanı Philip Ross: Az önce bahsettiğimiz öncelikleri hayata geçirebilmek için esnekliğe ihtiyacımız var, ancak binalar bizi bu esneklikten mahrum bırakıyor. Dört duvar arasında kalmak ve kira sözleşmeleri imzalamak bizleri sınırlandırıyor. Özellikle hızla büyüyen teknoloji firmaları için bu bir sorun teşkil etmekte. Bence gelecekte daha elverişli çalışma ortamları göreceğiz, ancak onlar şu anın ofisleri olmayacak. Temelde bir kavram karışıklığı yaşıyoruz bence. Ofislerin tarihine bakarsak onların dosya ve dolaplarla, son zamanlarda ise sunucularla dolu olduğunu görüyoruz. Halbuki artık hepsi bulut teknolojisi ile ortadan kalktı sayılır.

Wylie: Peki nörobilim bize insanların ihtiyaç duyduğu ya da istediği iş ortamları hakkında neler söylüyor?

Londra Üniversitesi Akademisi Merkez Laboratuvar Direktörü Araceli Camargo: Nörobilimi henüz bu anlamda tartışmak biraz erken, çünkü sonuçta daha yeni bir alandan bahsediyoruz. Beyni ancak Galileo’nun ilkel teleskopla gökyüzünü izleyebildiği kadar inceleyebiliyor ve anlayabiliyoruz. İş yerinin fiziksel özellikleri ve orada çalışanların arasındaki ilişkiyi fark ettiğimde, yani ilk defa 2009 senesinde The Cube’u kurmuştum. Ancak artık binaları değil, ofis ortamında elde edilen nöroçeşitliliği düşünerek adımlarımızı atmalı ve çalışanlarımıza yenilikler sunmalıyız. Örneğin hiperaktif bir insansanız kalabalık içinde veya dikkatinizin kolaylıkla dağılabileceği bir ortamda bulunmaktan hoşlanmayabilirsiniz.

KKS Strateji Yönetici Ortağı Katrina Kostic-Samen: Kesinlikle katılıyorum. Kısa bir süre önce kişilik tipleri üzerinde bir araştırma yaptık ve şunları keşfettik: İş yerleri daha eğlenceli ve hayat dolu kabul edilen dışa dönük insanlar için tasarlanmıştır. Ancak birçok şirketteki çalışanların %50’si ile %80’si içe dönük kimselerden oluşmaktadır. Bu da onları göz ardı ettiğimiz anlamına geliyor. Bir de son zamanlarda işbirliğinin yaygın olduğu ortamlar popülerliğini yitirmekte. İşbirliği herkesin ağzında ama bu ancak küçük gruplarda tam olarak etkisini gösteriyor. İş daha büyük gruplara gelince takımın bütünlüğüne daha çok dikkat etmek ve markayı yansıttığından takım uyumuna özen göstermek gerekiyor.

Ross: Peki birden fazla kişilik tipi varsa ofislerimiz neden bu çeşitliliği göz ardı edercesine tasarlanmış? Hala dünyanın her yerinde aynı masadan 5,000 tane bulunan ofisler olduğunu görüyorum.

Camargo: Mimarlar ofisleri tasarlarken nöroçeşitliliği de göz önünde bulundurmalı. Artık birçoğumuzun dikkat ile ilgili problemleri var ve bunlar teknoloji tarafından da etkiye açık.

Webb: Avustralya’da aktivite temelli iş çevrelerine gereksiz karmaşıklık yarattıkları için karşı çıkmıştık. Yeni tasarımların bazıları artık daha sade. Olay birbirinden renkli masalar almakla bitmiyor. Asıl nokta az ama öz eşyayla insan etkileşimini birleştirmek. Elbette işbirliği ve yaratıcılığı destekleyecek bir atmosfer yaratmak çok önemli, ama bazen takımın hemen bir araya gelip bir işi acil olarak bitirmesi de gerekebiliyor. Örneğin Sydney şubemizde sıcak, birbirine yakın ve işe odaklı olsunlar diye sayıyı abartmadan sadece 10-15 kişiyi aldık.

Wheeler: Işıklandırma, ses ve hava kalitesine de değinmemiz gerek. Bunlar bir iş yerinin olmazsa olmazlarından.

Camargo: Bazı ofislerin bu yönden sıkıntılı olabildiğine katılıyorum. Örneğin çok eğlenceli görünüyorlar ama gürültülü bir ortam oluyor ya da insanların dikkatini dağıtacak çok fazla şey bulunuyor. The Cube’daki ofisimiz 150 m² bile olmadığı için biz yine şanslıyız. 1,000 m²’lik bir ofis düşünsenize! Herkes darmadağın, kimse nerede ne yapacağını bilemiyor, ortamda bir sosyal anksiyete almış başını gidiyor…

Wylie: Peki yöneticileri bu stratejik değişikliklere nasıl ikna edeceğiz?

Jasinski: Bence cevap çok basit. İnsanlar daha mutlu ve tatmin edilmiş hissediyorsa daha da üretken olurlar. Bu da sizin uzun vadede kazançlı çıkacağınız anlamına gelir. Eğer bunları uygulamazsanız çalışanlarınızın yeteneklerini köreltmiş olursunuz ve üretiminiz düşer. Yöneticiler bunu dikkate alacaktır.

Wylie: Peki biz memnuniyet anketleri yaparken çalışanlar zaten istek ve önerilerini bizimle paylaşmıyor mu?

Sleijffers: Görece daha küçük bir ekibim olduğu için ben şanslı sayılırım, ama diğer CEO’lara tavsiyem, çalışanlarınızla vakit geçirin. Onlarla oturun konuşun bakalım yolunda gitmeyen bir şey var mıymış. Varsa bir sıkıntı ilgilenin. Çünkü CEO olarak çalışanlarınıza destek olmak ve onların daha iyi çalışmasını sağlamak sizin görevinizdir.

Ross: Bu tarz yükümlülükler yönetim ve emlak gibi sektörlerde özellikle göz ardı ediliyor. Winston Churchil zamanında “Biz binalarımıza şekil veririz, onlar da bizi biçimlendirir” demiş. Eğer yöneticiler organizasyonlarını, şirket kültürünü değiştirmek; takım çalışmasını artırmak, markete ürün çıkarma hızını katlamak istiyorsa işe önce fiziksel değişikliklerle başlamaları gerekiyor. Ayrıca bu şekilde tasarruf etmek de mümkün olacaktır. Yılda 80 milyon pound kira ödeyen bir banka biliyorum mesela. Halbuki daha portatif bir iş ortamı yaratarak bu miktarın en az %30’undan tasarruf edebilirler. Az para değil sonuçta.

Webb: İş yerlerinin uygulanan stratejilerin görsel bir kanıtı olması fikri hoşuma gidiyor. Örneğin daha müşteri odaklı çalışmak istiyorsunuz, peki çalışanlarınızın daha müşteri odaklı olması için bir şey yapıyor musunuz? Müşterilerinizle nasıl bir ilişki kuruyorsunuz, çalışanlarınıza nasıl bir ortam sunuyorsunuz, iş ortamınız stratejilerinizi ne kadar yansıtıyor? Ya da örneğin yenilikler yapmayı amaçlıyorsanız bunu bir avuç insanın birlikte çalışacağı sıkıcı laboratuvarlar dışında nasıl bir alanda başarabilirsiniz? Bence basit birkaç fiziksel değişiklikle stratejilerimize hayat kazandırabiliriz.

Wheeler: Bence iş yeri tasarımının asıl amacı çalışanlarınızın kolay hareket edebileceği ve önemli kararler verebileceği bir ortam yaratmaktır. “Herkese uyacak tek tip bir ortam” yaklaşımından artık vazgeçmemiz gerekiyor. Birlikte çalıştığımız insanlara seçme imkanı sunmalı ve onlara destek olmalıyız. Onlara güvendiğimizi göstermeliyiz.

Kaynak: Managementtoday

Yayınladığımız çeviri ya da alıntı yazılar her ne kadar dikkati bir çalışmanın ürünü olsalar da hatalı bilgiler, imla hataları veya anlam bozuklukları bulunması durumunda bundan İş’in Geleceği platformu sorumlu değildir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.