Bilgi Ekonomisinin Yükselişi

Bilgi nedir? Nasıl yayılır? Kıymeti nedir?

77
Yaklaşık 30 yıl önce, Paul Romer bilginin ekonomik değerini inceleyen bir rapor yayınladı.
Bu raporda savunduğu şey klasik üretim etmenlerinin (sermaye ve işgücü) aksine bilginin
“rekabeti olmayan bir mal” olduğuydu. Bu bilginin sınırsız bir şekilde paylaşılabileceği ve bu

nedenle kişi başına büyüyebilen yegane şey olduğu anlamına geliyordu.

Romer’in çalışması uzun bir öykünün henüz başı olmasına rağmen Nobel Ödülü ile birlikte
yakın zamanlarda tanınmıştır. Bilgi sınırsız olarak paylaşılabilirdi, fakat bu onun her yere
ulaşabileceği anlamına mı gelirdi?
Romer’in seminal raporundan kısa bir süre sonra Adam Jaffe, Manuel Trajtenberg ve Rebecca Henderson bilginin coğrafi yayılımı hakkında bir rapor yayınladılar.Eşleştirme olarak adlandırılan bir istatistiksel yöntem kullanarak, her bir patenti “ikiz” olarak tanımladılar (aynı zamanda kayda geçirilmiş ve benzer teknolojik iddialarda bulunulmuş bir patent).
Daha sonra, her bir patentten ve onun ikizinden alınan alıntıları karşılaştırdılar. İkizleriyle
karşılaştırıldığında, başka yerden gelen patentlere kıyasla aynı şehirdeki patentler neredeyse
dört alıntı fazla aldılar. Romer bilginin sınırsız şekilde paylaşılabileceği konusunda haklıydı,
fakat bilginin uzaklara ulaşmasında zorluklar vardı.
Peki bilgiyi böylesine zorlu yapan neydi? Romer’in ve Jaffe’nin izinden giden bilim insanları
mucitlerin ortak köken ağlarının haritasını hazırladılar. Bu harita gösterdi ki bilginin sınırlı
yayılımını açıklayan şey coğrafyanın diğer yüzleri (kurumsal çevre veya ortak kültür gibi)
değil, bizatihi mucidin mesleki ağıydı. Kayda geçirilen ve yayınlanan patentlere rağmen; bir
mucidin kendi alanındaki bilgisi, işbirliği ağlarının ufku ile sınırlandırılmıştır. Devam eden
birkaç on yılda, bilginin niçin ekonomik değerin merkezinde olduğunu ve niçin herkesin
istemesine rağmen çok az kişinin sahip olduğu kıymetli bir elmas olduğunu anladık.
Romer ekonomik büyüme üzerine yazdığı seminal raporu yayınladığında ben henüz 10
yaşındaydım. On altı yıl sonra Notre Dame Üniversitesinde doktoramı yapıyordum. Romer’in
aksine ben büyük bir veri hazinesine sahiptim. Cep telefonlarındaki sosyal ağlar ve insan
hareketliliğini izleyen verilere sahiptim. Bunun yanı sıra, ülkelerin üretim şekillerini hassas
şekilde özetleyen uluslararası ticaretle ilgili verilerim de vardı. Bu son veri grubu; Romer’in
fikirlerini büyük bir veri dünyasına uzatan deneysel bilgi ölçütlerini yaratmak için ihtiyacımız

olan yapıtaşı oldu.

Yayınladığımız bilginin ilk ölçüsü şimdilerde ilişikliğin ölçüsü olarak bilinir. Bu bir
ekonominin spesifik bir faaliyetle ilgili bilgisini ölçer. Burada “faaliyet” kelimesi geniş bir
kavramı ifade eder. Yani bu faaliyet, bir endüstri (gömlek üretimi), bir ürün (gömlek), bir
teknoloji (dokuma makinesi) yahut bir araştırma alanı (dokuma olmayan tekstiller) olabilir.
İlişiklik bir ekonominin henüz mevcut olmayan bir faaliyeti geliştirmek için “potansiyelini”
ölçer. İlişiklik bilginin önemli bir özelliğini gözetir: bilgi faaliyetler arasında kolayca
aktarılamaz. Yani müzikte usta olmak sizi sporda iyi yapmaz. Aynı şekilde, elektronik ihracatı
konusunda iyi bir ekonomi madencilik alanında deneyimsiz olabilir.
İlişikliğin ölçümü oldukça basittir. Öncelikle benzer ürünleri birbirine bağlayan bir ağ
kurmanız gerekmektedir. Biz ihraç edilmek üzere olan ürünleri birleştirdik: gömlekler ve
bluzlar; elmalar ve armutlar; otobüsler ve arabalar. Sonrasında bir ürüne odaklanmalı ve bu
ağı halihazırda her bir ülke tarafından ihraç edilen “kardeş ürünlerin” oranını hesaplamak için
kullanmalısınız. Eğer bu oran büyükse, bu ülkelerin o ürünü ihraç etmesinin çok daha olası
olduğunu tahmin edebilirsiniz. Ve işte bu, tam olarak verilerin gösterdiği şeydir. Ekonomilerin
ilgili faaliyetlerin varlığında faaliyete girme olasılığı daha yüksektir. Ülkeler ve ürünler,
bölgeler ve endüstriler, şehirler ve patentler, hatta üniversiteler ve araştırma alanları için bu
geçerli bir prensiptir. İlişiklik ilkesi tıpkı herhangi bir ekonomik ilkenin sağladığı kadar güçlü
bir ilkedir.
Birkaç yıl sonra bir ülkedeki, bölgedeki yahut bir şehirdeki toplam bilgiyi ölçen ikinci bir
metrik yayınladık. Bu ölçüm bilginin yoğunluğuna odaklanıyordu: bilgi kolaylıkla
eklenemezdi çünkü ayrık parçalar halinde gelir ve birbiriyle örtüşmesi gerekirdi. Temel fikir
şuydu: bir yerin bilgisi bulunduğu yerdeki faaliyetlerle ifade edilir ve bir faaliyetin bilgisi
faaliyetin bulunduğu yerlerle ifade edilir. Bu, bilgiyi özyinelemelerle veya temel bileşen
analiziyle ilgili matematiksel bir teknik kullanarak tamamen dairesel bir şekilde
tanımlamamızı sağladı. Bunun güzel yanı, bilginin en yoğun olduğu yerler veya faaliyetler
hususunda herhangi bir varsayımda bulunmayışıydı. Bu metriğe Ekonomik Karmaşıklık
Endeksi adını verdik.
Peki ekonomik karışıklık Romer’in vizyonunu haklı çıkardı mı? Bunun yanıtı “evet” oldu.
Bilgi yoğunluğuna sahip ülkeler daha zengindi ve eşitsizlik daha az görülüyordu. Aynı
zamanda kişi başına düşen GSYİH birimi başına daha fazla bilgiye sahip oldukları için daha
hızlı büyüyorlardı. Bu sihirli metrik Doğu Asya’nın yükselişini, Yunanistan’ın krizini ve Latin
Amerika’nın stagnasyonunu öngörüyordu. Tüm bunlara rağmen bu bulgular bilginin yeni
yerlere nasıl girdiğine dair bizlere çok az şey anlatıyordu. İşte bu, sonraki araştırmaların

yapıldığı noktaydı.

Çalışmalarımı akademisyenlere, girişimcilere, bakanlara ve kamu görevlilerine sunduğumda
sıklıkla şu soruyu soruyorlar: “Liste nedir?! ” Öğrenmeye çalıştıkları şey kendi
lokasyonlarıyla en ilişkili faaliyetlerin listesinin ne olduğuydu-yani endüstriyel kalkınma
çabalarını nereye yöneltecekleri. Fakat “bu listeyi” hiçbir zaman sevmedim. Bu nedenle
Aamena Alshamsi ve Flávio Pinheiro ile yalnızca bir listeye odaklanmak yerine
milyonlarcasını incelediğimiz bir makale yazdık. Matematik gösterdi ki azalan ilişiklik
sırasına göre bir listeyi takip etmek aslında standartların çok altındaydı.
Bunun sebebi listenin yüksek oranda ilişkili fakat aynı zamanda ciddi çıkmazları olan ürünleri
içermesiydi (yani diğer ürünlere bağlı olmayan ürünler). Bu çıkmazlar kimi zaman listenin en
üst sıralarında yer alabilir; ancak bazen geliştirilmesi zor fakat yeni yollar açan ürünlere
odaklanmak daha iyidir. Dahası; matematik, ülkelerin en ilişik faaliyetlerden sapmalarının
optimal olduğu durumlarda dar bir fırsat penceresi olduğunu göstermiştir. Erken aşamalarda
iddialı olmak başarısız kalkınma projelerine yol açtı. Optimal pencerede çok fazla
muhafazakar olmak ise fırsatları boşa harcamaktı.
Peki bilgi akışını hızlandırabilir miyiz? Daha iyi veriler ve yöntemler bilgi akışını mikroskop
altına koymamızı sağlıyor. İşçiler iş değiştirdiğinde veya işsiz kaldıklarında bilginin nasıl
hareket ettiğiniz gözlemleyebiliyoruz. İletişim ve ulaşım teknolojilerindeki değişikliklerin
bilgi yayılımını nasıl etkilediğini görebiliyoruz: erken dönem Modern Avrupa’da matbaanın
yayılmasından, Çin’deki hızlı trenlerin gelişimine kadar… Göçün bilgi akışındaki rolü üzerine
çalışabiliyoruz. Hatta yenilikçi faaliyetlerin ilişikliğini ve karmaşıklığını keşfetmek için bile
patentleri kullanabiliyoruz.
Bilgi çalışmaları bizlere neleri getirecek? Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’yı ölçtüğümüz gibi Gayri
Safi Yurt İçi Bilgi’yi ölçebileceğimiz bir noktaya mı ulaşacağız? Bilgi yayılımını nasıl
yapacağımızı öğrenecek miyiz? Bilgi şehirlerde yoğunlaşmaya devam mı edecek? Yoksa
sonunda toplumun zincirlerini kıracak ve dünyanın her bir köşesine yayılacak mı? Kesin
olarak bildiğimiz tek şey bilgi çalışmasının heyecan verici bir yolculuk olduğu. En alçak
dallardaki meyveler çoktan toplanmış olabilir, fakat ağaç hala meyvelerle dolu. Haydi

tırmanıp keşfedelim.

Yazan: César A. Hidalgo, 13 Aralık 2018
Çeviren: İşin Geleceği
Yazının Orijinal Linki için; https://blogs.scientificamerican.com/observations/the-rise-of-knowledge-economics/

İş’in Geleceği’nde yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.