Amaç Hakkında 5 Mit

2.875

İşimizdeki amaçla ilgili anladığımız şeylerin çoğu Hollywood’dan geliyor. Hikâyeler, öğrenmenin güçlü bir yolu; ancak ekranda gördüğümüz öykülerin çoğu, bize işimizdeki amacımızın rolü ile ilgili romantize edilmiş bir görüntü verir. Amaçla ilgili oluşturdukları mitler, aslında gerçekten önemli olan şeylere odaklanmamızı zorlaştırıyor. Ancak bu mitlerin belki de en talihsiz yönü, amacın herkese göre bir şey olmadığını ima etmeleridir ve bu, binlerce profesyonelle çalışmaktan doğan tecrübelerime ve konuyla ilgili yeni araştırmalara dayanarak söylüyorum, gerçekle daha alakasız olamazdı.

Birinci Mit: Amaç = Gaye
Amaç arayışında olan binlerce profesyonelle çalışırken, en büyük engel, gayelerini bulmaları gerektiği konusundaki yaygın inançtı. İş profesyonelleri, Taproot’un gönüllü danışmanlık oryantasyonlarından çıktıklarında genelde fazla gaza gelip hemen bir projeye başlamak isterler. Yerlerinde duramazlar.

Buna rağmen, en eski projelerimizden birinde, bir ekibe katmak için bu büyük X jenerasyonunda yetişmiş gönüllü pazarlama danışmanları topluluğundan birini bulmakta çok zorlandık. Proje, San Francisco’nun en zorlu semtlerinden biri olan Tenderloin’de düşük gelirli yaşlılara hizmet eden kritik bir organizasyon için markalaştırma ve adlandırma çalışmasıydı. Projeyi gönüllü danışmanlarımıza anlattığımda farklı bir proje rica ettiler. “Yaşlıların önemli olduğunu anlıyorum tabii; ancak 32 yaşındayım ve bu gerçekten beni heyecanlandıran bir konu değil” şeklinde tepki verdiler. “Çocuklar veya çevre ile alakalı bir şey var mı? Çocuklara veya çevreye yardım etme konusunda gerçekten çok tutkuluyum. Bu bizim geleceğimiz.” Organizasyonun acil ihtiyacı konusunda onları bilgilendirdik ve açık görüşlü olup bir şans vermelerini istedik. İşin sonunda tatmin olmazlarsa, onlara bir sonraki projelerde öncelik tanıyacaktık. İsteksizce kabul ettiler.

Dokuz ay sonra, şaşırtıcı bir e-posta aldım. Gönüllü danışmanlık ekibinin lideri, San Francisco’daki yaşlılar için fon temin etmek üzere belediye binasında düzenlenecek bir toplantıya katılmam için beni teşvik ediyordu. Görünüşe göre, sadece organizasyonun markasıyla birinci sınıf bir iş çıkarmakla kalmamışlar; organizasyon için kalıcı bir pazarlama komitesi hâline gelmişler ve bazıları da bağışçı olmuşlar.

Bir gaye arayan çoğumuz, yapmak için doğduğumuz şeyi bulmamız gerektiğini düşünüyoruz. Görevimizin tek bacaklı kedi yavrularını kurtarmak veya kansere çare bulmak olduğunu bilmek istiyoruz. George Clooney(Darfur), Brad Pitt(New Orleans), Angelina Jolie(mülteciler) ve Matt Damon(su) gibi Hollywood yıldızları da, yüksek nüfuzlarıyla önemli konulara dikkat çekerek bu fikri popülerleştirdi. Bu, Al Gore(çevre) ve Başkan Jimmy Carter(İnsanlık için Habitat) gibi bazı eski devlet adamlarımız için de geçerli.

Bir kader sahibi olma fikri, Amerikan mitolojisinin bir parçası ve toplumsal davalardan çok daha fazla şeye etki ediyor. Aşktan kariyere kadar her konuda en temel mitolojimiz bu: Acaba gerçek aşkım kim? Büyüdüğümde ne olacağım?

Bu düşünceyi normalleştirmek konusunda ben de suçluyum. Bir kaynak veya ilgi ararken, başarının kaynağına alnına yazılmış kaderin ile işaret edebilmek inanılmaz iyi sonuç veriyor. İnsanlar, hâlâ bez giyerken attığınız ilk adımda bile doktor/basketbolcu/başkan/girişimci olacağınızı bildiğinizi duymak istiyor. Başarılı olduğunuzda, sizden biyografinizi bu mitolojiyi destekleyecek bir şekilde anlatmanız bekleniyor.

Kader güçlü bir hikâye doğurur ancak bu kavram sadece yanıltıcı olmanın yanı sıra, gelecek nesle gerçek dışı ve mantıksız beklentiler biçtiği için büyük bir kötülük yapıyor. Benimle bilgilendirici bir röportaj isteyen kariyerinin daha başındaki neredeyse tüm profesyoneller, gayelerini henüz bulamadıkları için üzülürler. Ve mutlaka bir gaye hakkında kesin bir tavırla hareket etme konusunda kararlı insanlar olsa da, bu neredeyse her zaman kişisel bir trajedinin veya onları harekete geçiren bir deneyimin sonucudur. Belki annelerinin kanserden vefat etmesi onları duygulandırdı veya çocukları silahlı şiddet sonucu öldü. Yine de, bu yalnızca çok az sayıdaki insan için geçerlidir ve kesinlikle bir amaç bulmanın tek yolu değildir.

Geri kalanımız için, amacımızı aramak bir varış noktası değil, bir yön bulmakla ilgilidir. Yani, amaç bir fiildir, isim değildir. Yapmak için doğduğumuz şeyi bulamayabiliriz; ancak amacımızın gerçek yüzünü anlayabiliriz, bu da bizim daha anlamlı kariyerler ve hayatlar yaşamamıza yardımcı olabilir.

GERÇEK: Amaç bir gaye değildir; çalışmaya ve başkalarına hizmet etmeye olan bir yaklaşımdır. Amaç bir fiildir, isim değil.

İkinci Mit: Amaç = Lüks
Neden en fakir Amerikalılar gelirlerinin yüzde 3,2’sini bağışlarken, en zenginlerde bu rakam sadece yüzde 1,3? Neden daha zengin mahallelerde yaşayan insanlar daha az cömert oluyorlar?

Ayrıca, neden en az paralı, eğitimli ve prestijli işi olanlar, zengin karşı örneklerine nazaran aniden ekonomik olarak rahata erseler bile işlerini değiştirmemeye daha meyilliler? Neden bir hademe piyangoyu kazansa bile çalışmaya devam ederken bir yatırım bankeri erkenden emekli olur?

Düşük prestijli işlerde çalışan ve daha fakir topluluklardaki insanlarla konuşursanız, bu gerçeklerin onları şaşırtmadığını göreceksiniz. Bu olaylarla her gün karşılaşıyor ve ilk elden tecrübe ediyorlar. Los Angeles’in güneyindeki bir rahibin benimle paylaştığı şu: “Yoksul olmak o kadar da kötü değil, sadece rahatsızlık verici.” Amaç, yalnızca para ve güvenlik sahibi insanlara ayrılmış bir lüks değildir. Amaç evrensel bir ihtiyaçtır ve zor durumdaki insanlar bile bunu bir öncelik hâline getirmektedir.

Tarihteki muhtemelen en ünlü amaç savunucusu Viktor Frankl’dır; kendisi Yahudi Soykırımı esnasında yaşadığı Nazi toplama kamplarında amacın önemi ve varlığı hakkında yazılar yazmıştı. Amacın, hayatta kalmasının anahtarı olduğunu fark etti. Viktor, ünlü “Bir insandan her şey alınabilir; ancak sadece bir şey, insan özgürlüklerinin sonuncusu: koşullar ne olursa olsun kendi tavrını, kendi yolunu seçebilmek, alınamaz” sözünü İnsanın Anlam Arayışı’nda kaleme aldı.

Görünen o ki, amacın önceliklendirilmesi ile zenginlik birçok açıdan ters orantılıdır. Para, çoğunlukla amaç bulmak ile çelişir; çünkü başarıyı tanımlamak için yanlış bir alternatif oluşturur.

GERÇEK: Amaç evrensel bir ihtiyaçtır; ekonomik olarak rahatta olanlar için bir lüks değildir.

Üçüncü Mit: Amaç = Vahiy
Amacın bir gaye olduğu ile bağlantılı olarak inanılan başka bir mit ise, amacımızı aniden, tek hamlede keşfetmemizdir. Öylesine yürüyüp işimize gücümüze bakarken bir anda -bam!- ve hayatımızın anlamı üzerimizden bir ışık hüzmesi gibi bize iletilmiş.

Doğru, süper kahramanlar genellikle amaçlarını bu şekilde bulur. Batman, ebeveynlerinin öldürüldüğünü gördü ve Gotham City’deki suçlarla savaşmayı amaç edindi. Superman, halkının iç savaş yüzünden yok olduğunu fark etti ve barış ve huzurun tayininde kendi amacını buldu. Ancak gerçek şu ki, bu genellikle biz ölümlüler için doğru değildir.

Marcel Proust’un ünlü sözlerine göre “Bilgelik bize gelmez; kimsenin bizim için çıkamayacağı veya bizi esirgeyemeyeceği bir yolculuktan sonra onu kendimiz keşfetmeliyiz.” Oxford’daki bir grup uluslararası yüksek lisans öğrencisi ile bu görüşü paylaştığımda, aniden rahatsız hissettiklerini gözlemledim. Odadaki havanın değişimini fark ettiğim için, ne olduğunu sordum. Garip bir duraksamadan sonra, bir kadın elini kaldırdı ve cevap vermeye gönüllü oldu.

Kadın, yüksek lisansa bir vahiy arayışıyla geldiğini söyledi. Kariyerinde ne yapmak istediğini bilmiyordu ve ona gelecek açık bir vahiyle amacına dair bir kesinlik kazanacağını düşünmüştü.

Yavaşça, herkes onay anlamında kafalarını sallamaya başladı. Aynı şeyi fark etmişlerdi: lisansüstü okula devam etmelerinin(dolayısıyla borca girmelerinin) ana nedenlerinden birinin aydınlanma yaşama beklentisi olduğunu.

Çoğumuz 45 ila 50 yıl çalışacak. Bir saniyeliğine bunu düşünün. Bu, on iki kere üniversiteye gitmek için gereken süre ile aynı. Ve o süre boyunca birçok farklı işte çalışacağımız, günden güne doğruluğu artan bir gerçek iken, aynı zamanda sayısı yine her gün artan birçoğumuz için de bu işler değişik alanlarda olacak. Dünyaya bakış açımıza en uygun işi ve bir şeylere katkı yapmayı en çok sevdiğimiz yöntemi bulmak için birçok fırsatımız var.

GERÇEK: Amaç bir yolculuktur. Yukarıdan bir vahiy olarak değil; hayatı merakla, ilgiyle yaşayarak ve yeni deneyimler arayarak gelir.

Dördüncü Mit: Sadece Bazı İşler Amaç Sağlar
İdari asistanlar, günlerini yöneticilerini desteklemekle geçirir ve iş akışları üzerinde çok az özerkliğe veya kontrole sahip olurlar. Çalışmalarının çoğu kendini tekrarlar ve streslidir; ancak faturalarını ödemeleri ve hayatlarının geri kalan kısmını idare edebilmeleri için ihtiyaç duydukları geliri elde etmelerini sağlar. Bu sadece bir iş, sabah 9 akşam 5, değil mi? Hem evet, hem de hayır. Bunun doğru olduğu ortaya çıkıyor; ancak sadece idari asistanların üçte biri için. Ve belki de daha şaşırtıcı bir şekilde, diğer tüm mesleklerin de yaklaşık üçte biri için. Ne yaptığımız, onu nasıl ve hangi tutumla yaptığımızın önemi kadar önem arz etmez. Şu ünlü söz gibi, “Nerede olursan ol, yine kendin olacaksın.” İşten anladığımız şey, işin kendisinden çok bizimle ilgili.

İş, insanların hayatlarında çok farklı roller oynamaktadır. Bazı insanlar için, bir iş sadece bir iştir. Onlar için iş bir para kaynağı ve ondan başka bir şey beklemiyorlar. Hayatlarının işin geri kalanındaki kısmından keyif alabilmeleri için gereken parayı sağlıyor – işlerinden bir anlam çıkarmaya çalışmıyorlar. Kariyerleri olanlar ise, meslekleri veya görevlerinde ilerleme katedebilmek adına işlerine daha çok önem verir. Getirisindeki sosyal statü ve güç, öz güvenlerini artırır. Son olarak ise, mesleğine âşık olan kişiler, çalışmalarını hayatlarına ve değerlerine tam olarak entegre ederler. İşi, kim olduklarının ve hayatlarının bir parçası olarak görürler.

Amy Wrzesniewski ve meslektaşları, meslekler arasında, kendi işlerini bir iş, kariyer veya hayatlarının bir parçası olarak gören insanlar arasında oldukça benzer bir oran olduğunu buldu. Bu, bireylerin işlerine bakma biçimlerinin, işin kendisinden ziyade onların psikolojik özelliklerine bağlı olabileceğini gösteren daha önceki araştırmaları doğruladı.

Amy Wrzesniewski’nin yaptığı bir başka araştırma ise, insanların işlerine olan sevgisi ile genel refah ve sağlıkları arasında korelasyon gösterdi. Bu, çok önemli bir şey söylüyor: Mesleğinize aşık olmanız sizin yararınıza ve toplum olarak kendimize uygun seçilen mesleklere yönelmemiz gerekiyor.

Gerçek: Amaç herhangi bir işte bulunabilir. Bu, sizin ona nasıl yaklaştığınıza bağlı.

Beşinci Mit: Amaç = Kolay
Maraton koşmak acı verir. Su toplanır, her yer yara olur, vücudunuz ağrır.

Fakat yine de, bir maratonu tamamlamak, pek çok kişinin söylediğine göre inanılmaz derecede anlamlıdır. Koşucuların fiziksel ve duygusal sınırlarını zorlar.

Profesyonel sporcular bunu çok kolaymış gibi gösteriyor. Onları izlediğimizde, çok doğal ve ekstra çaba göstermiyor gibi görünüyorlar. Gerçekte ise, sporcular başarılı olabilmek için aşırı derecede sıkı çalışıyor ve büyük acılara katlanıyorlar. Taraftarlar olarak biz, sakatlanmalara veya binlerce saatlik monoton antrenmanlara nadiren şahit oluyoruz. Yarışı veya maçı kazanmak mükemmel; ancak onların esas tatmini derin yatırımlarından geliyor.

Sporcularda, acı ile kazanç arasındaki ilişki en net hâlinde; ancak aynı şey, yüksek düzeyde amaç beklentisi olabilecek herhangi bir iş için de geçerlidir. Büyük bir etki yaratan bir iş yaparken bile, eğer had safhada kendini adamışlık yoksa, amacın enginliği azalır. Viktor Frankl’ın da söylediği gibi, “İnsanoğlunun temel tasası zevk almak ya da acıdan kaçınmak değil, hayatında bir anlam bulmaktır.”

Jennifer Benz’in ağzından konuşalım: “Amaç, sizi sıkı çalışmaktan ve meydan okunmaktan alıkoymaz; aksine, rahatınızın dışına çıkmanıza vesile olur. Düşüşler daha kötü olacaktır; ancak kazançlar da çok daha iyi hissettirecek.”

GERÇEK: Amaç, kendinizden bir şeyler vermenizi gerektirir.

Amaç Hakkındaki Gerçek
Amaç herkes içindir, mesleğimiz veya sosyo-ekonomik durumumuz ne olursa olsun. Bu, gaye ile ilgili veya vahiy düşmesiyle keşfettiğimiz bir şey değildir. Zorlu ve ödüllendirici bir yolculuktur.

Kaynak: Linkedin

Yayınladığımız çeviri ya da alıntı yazılar her ne kadar dikkati bir çalışmanın ürünü olsalar da hatalı bilgiler, imla hataları veya anlam bozuklukları bulunması durumunda bundan İş’in Geleceği platformu sorumlu değildir.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.